AYTAÇ YILDIZ BOZKURT yazdı: "Oy Dereler Dereler"

Haber Giriş Tarihi: 24.07.2026 14:17
Haber Güncellenme Tarihi: 24.07.2026 14:17
Haberyazilimi.com

Çok sevdiğim bir Karadeniz türküsü beni çocukluğumun başköşesine oturan Etlik Çayı’na götürdü. Salkım söğütlerin gölgesinde nazlı nazlı akan arada kar suyuyla beslenip çağıldayan, çakıl taşlarını bize taşıyıp denize hasret bırakmayan o berrak sudan eser yok artık.

Su hayattır ve kutsaldır. Sadece beden olarak değil ruh olarak da suya ihtiyacımız vardır. Su sesinin insana verdiği huzur, suyun akış ritminden doğan ahenk adeta bir beste gibidir. Deniz, nehir, çağlayan kenarında gözümüzü yumduğumuzda içimize dolan o mutluluk bedenimizdeki asıl maddenin dışa vurumu gibidir. Özün sese dönüşmüş halidir. Aç kalabilirsiniz uzun müddet ama susuz kalamazsınız. Canlının temel taşı sudur. Sadece insan ve hayvanlar için değil, doğa için de su hayattır. Bir devridaimin ana maddesidir de. Su buhar olur, sonra da yağmur, kar olarak geri döner. Yer ve gök arasındaki yaşamsal “akit” tir. Gökyüzüne uzanan zerreler, bulutların zamansız misafirleridir.

İnsanlık tarihi su kenarında başlar. Tarihteki bilinen ilk savaşlar Sümerler zamanında Fırat ve Dicle ırmaklarının paylaşımı nedeniyle çıkmıştır. Türkler için de Orhun, Yenisey ırmakları ilk yazıtlarda önemle anlatılmıştır. Ve gelecekte de bu gidişle su savaşları kaçınılmaz olacaktır.

Coğrafya derslerimizde ezberle ezberle bitmeyen nehir, göl, çay şimdilerde çoğu çölleştiği için haritalarda bile yer almıyor. Ve gelecekte de böyle giderse birçoğu yer almayacak ne yazık ki!

Güzel ülkemin üç yanı denizlerle çevrili. Eşsiz bir boğaza sahibiz. Göller Bölgesi, Van Gölü, Tuz Gölü, Beyşehir Gölü, Eğirdir Gölü, İznik, Çıldır, Manyas, Salda… İnşallah asırları aşarlar ancak iklim meselesi birilerinin elinde silah olmaya devam ederse vay halimize.

Hal böyleyken hangi akla hizmet dereleri ıslah etme projesiyle üstlerini örttünüz. Hain ve zalimsiniz. Çocukluğumuzda her kasaba köyde kurbağa taşladığımız, kunduzların mühendisliğini izlediğimiz, balıklarını yakalamaya çalıştığımız dereleri yok ettiler. Sanki ülkede toprak kalmamış gibi üstlerini örtüp kocaman binaları diktiler. Dereleri utanç kaynağıymış gibi gizlediler.

Bir el “Kurtuluş Savaşı”nın intikamını sinsi sinsi alıyor gibi. Paranoyaya gerek yok diyenler lütfen ülkenin temel değerlerinin nasıl yok edildiğine, sadece doğamızın değil ruhumuzun da nasıl kısırlaştırıldığına biraz dikkat ederlerse haksız bulmayacaklar beni.

Madenler, ormanlar, sular bir ülkenin doğal zenginlikleridir. Allah bu topraklara bereket vermiştir fazlasıyla. Ancak değer bilmezlerin elinde bir bir yok oluşuna şahit olduğumuz bu felaketi “mankurt” laştırılmış gibi duygusuz izliyoruz. Sosyal medya kalemşörlüğü ile vatan kurtarıyor, hükümet deviriyor, hayali mizansenler yaratıyoruz. Uyanalım desem öyle bir körlük yaşıyoruz ki hepimiz “Uyan kim?” diye sağa sola bakıyoruz.

Korkarım ki çocukluğumun dereleri geri gelmeyecek. Nehirler, çaylar, dereler çağıl çağıl akmayacak. Sessiz ve karanlık bu zamanda, mavi ışık mahkûmları olarak bir bir hafızamızdan silinecek o muhteşem manzaralar. Su kenarında dans eden ateş böceklerini, söğütleri mesken tutmuş kuşları, küçücük balıkları, sabahtan akşama kadar konuşan bet sesli kurbağaları resimlerde göreceğiz.

Bir türkü beni alıp götürürken belleğimde dolaşan manzaraları bir yerlere sabitlesem arzusuna kapılıyorum. Resimler asla gerçeği yansıtamaz çünkü onların sesi yoktur. Şimdi bana “Ya videolar?” diyeceksiniz ama orada bir şeyler izlerken dokunma hissetme arzunuz, iştahınız kabarmıyor mu? Tam da bu hissiyatla yazdım bu satırları. Şu cehennem sıcağında bir su kenarında olmak vardı şimdi.

Kaybolmasın güzelliklerimiz, dileğiyle bol sulu günler dilerim.

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız