ALPER ŞİRVAN yazdı: "Genel Olarak.."

Haber Giriş Tarihi: 23.07.2026 10:49
Haber Güncellenme Tarihi: 23.07.2026 10:49
Haberyazilimi.com

Genellemeler, güven ihtiyacından doğar.

Bir de dünya görüşlerinden… Her şartta hayatı kolaylaştıran bir şeydir. Teslimiyetle duvar örme arasındaki gelgit. İyi ile kötüyü ayırmak için kullanılan sübjektif elekler.

Bir de sosyal refleksler var tabii.

Güzel olan ne varsa sevdiklerimize, değer verdiklerimize; kötü olan her şeyi sevmediklerimize, kızdıklarımıza atfetmek gibi mesela.

Aynı toplum havuzundaki herkesin benzer davranış biçimlerine rağmen “farklı” olduğunu iddia etme arızasında kaybolan “insanın kibirli ve sefil bir varlık olma potansiyeli de” cabası.

Aslında her inanç, her düşünce, her ideoloji, hatta her felsefe, insanın terbiyeye muhtaç olduğu konusunda hemfikir de işin doğrultu, yol ve yöntem kısmı biraz karışık.

Neyse, konuyu dağıtmayalım.

Günlük hayatta dile dolanan genellemeler oldukça fazla.

“Kadınlar şöyledir, erkekler böyledir…”

“Gençlerden adam olmaz…”

“Yaşlılar öğrenemez…”

“Bu ülkenin insanı böyledir…”

Hatta kendini de katarmış gibi görünüp kompleksini kusar:

“Bizden bir şey olmaz!”

Oysa kendini asla “bizden” görmüyordur.

Bunlar olumsuz genellemeler… Bir de olumlu genellemeler vardır ki, eyvah eyvah…

“Bu meslektekiler dürüst olur.”

“Engelliler melektir…”

“Şu inançta/kimlikte/siyasi görüşte olanlar sütten çıkmış ak kaşıktır. Onlardan kötü çıkmaz.”

“Her zengin, varlığını başarı ve emekle elde etmiştir.”

“Fakir insanlar daha vicdanlıdır.”

İlk bakışta kulağa hoş gelen bu ifadeler de kişileri kalıplara sıkıştıran bir kolaycılığa sürükler. Çünkü insanlar, ait oldukları ya da içinde göründükleri grubun değil; kendi karakterlerinin ürünüdür. Aynı ailede büyüyen kardeşler bile birbirinden tamamen farklı olabilirken, milyonlarca insanı tek bir cümleyle tanımlamak gerçeği değil, önyargıyı besler.

Bu arada, çarpık aidiyet duygumuzdan dolayı bazı şeyleri doğrudan yazamadığımı da ifade etmem gerek. En son dalgıçlar, bir komedyeni “gıyaben” asıyordu, dalgıçlarla ilgili şaka yaptığı için… Orası da ayrı bir bataklık. Geçelim.

Genellemelerin en büyük zararı, merakı öldürmesidir bir yandan da.

Bir insanı tanımaya çalışmak yerine onu, ait olduğunu düşündüğümüz grubun özellikleriyle açıklamaya başlarız. Böylece karşımızdaki kişiyi değil, zihnimizde oluşturduğumuz kalıbı görürüz. Onun o kalıpta kalma ısrarı da ayrı bir sorundur elbette.

Toplumsal kutuplaşmaların önemli bir kısmı da buradan doğar.

Bir kişinin hatası tüm gruba mal edilir. Bir kişinin başarısı bütün gruba paye olarak yazılır. Böylece insan, temsil ettiği düşünülen kimliklere ve etiketlere indirgenirken ya emeği göz ardı edilir ya da “bizden” olarak görülenin beş para etmediği.

Oysa hayat, genellemeleri sürekli bozan örneklerle dolu, öyle değil mi?

Belki de doğru yaklaşım, genellemeleri tamamen terk etmek değil; onlara tedbirle yaklaşmaktır. Genellemeler bize bir başlangıç noktası sunabilir ama asla varış noktası olmamalı, kanaatindeyim.

Her insan, kendi hikâyesiyle değerlendirilmeyi hak eder.

Çünkü adalet, insanları ait oldukları gruplara göre değil; yaptıkları seçimlere göre değerlendirebildiğimiz zaman başlar.

Hatta bu sebeple her insan, eylemleri ya da eylemsizlikleriyle kendi kaderini kendi yazar.

Beri yandan şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim.

Gerçekçi analizlerden uzak genellemelerin yanlışlığı, ucu kendi mahallemize ya da sevdiğimiz, değer verdiğimiz şeylere veya fanilere dokunduğunda dank eder kafalara. İşin o kısmı da ayrı bir sosyal araz.

Tıpkı zihinlerdeki şablonlar ve birtakım kodlamalar gibi…

Bugünden yarına değişecek şeyler değil bütün bunlar.

Ama önce…

İnsana biat değil de…

Kuvvetler ayrılığına, birleştirici, sosyal ulus devlete sahip çıkan, sağlam bir hukuk sistemiyle beslenen bir bakış açısı şart!

Çünkü mülkün temeli olan adalet, insanın doymak bilmeyen ihtiraslarıyla değil; konumu ne olursa olsun, insanın uymak zorunda olduğu bir sistemle mümkündür. O sistemin bırakın yıkılmayı, aldığı en ufak bir hasar dahi insanı da adaleti de yok eder.

Bilmem, anlatabiliyor muyum?

***********************************************************************************************

Haftanın Notu:

Hükümet erkânından, hatta “first lady’den” ödüllü Ahbap ile yeterince meşgul edildiysek, şuraya da bir bakalım derim.

Türkiye, Kuzey Irak petrol taşımacılığında uluslararası hukuka aykırı tutumu nedeniyle 1,4 milyar dolar ceza ödemeye mahkûm edildi. Kimin petrolünün kime ve nasıl taşındığı akıllarını muktedire teslim edenlerin sorunu. Ama bu cezanın ucu hepimize ve gelecek nesillerimize dokunuyor.

Sahi ya, onu da mı biz ödeyeceğiz? Onun da mı sorumlusu yok?

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız