
Gençlere anlatmak gerek.
Çeyrek asırdan da önce…
Her şeyi istisnasız üst perdeden eleştiren birileri vardı.
Ekonomide “çay simit” hesabı yapıyor, bütün iktidarları “hırsızlıkla” suçluyorlardı.
Başta ordu ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere devletin temel kurumlarının karşısındaydılar.
Devlet büyüğü kavramına zinhar karşıydılar, devleti yöneten herkes istisnasız olarak en ağır şekilde eleştirilebilirdi.
Devlet kutsal olamazdı. Kamudaki şaşaadan, israftan şikayetçiydiler. Başka ülkelerdeki “bisikletle görevine giden kamu yöneticilerini” dillerinden düşürmezken “batının ahlaksızlığı” teranesiyle “yekpare bir batı” propagandası yapıyorlar, insanların zihinlerini kirletiyor, algılarını köreltiyorlardı.
Ahlak konusundaki çelişkileri bu anlamda da ortadaydı.
Yanı sıra…
Tek parça bir batı olmadığını, batıda kendi ülkesinin ve halkının çıkarları için hareket eden devletler ve böyle olduğu için varlık mücadelesi vermeyen ayrı ayrı milletler ve anlayışlar olduğunu, yani aslında hiçbirinin “din kardeşi” olmadıklarını, tam tersi birbirlerinden pek hazzetmediklerini gizleyecek kadar demagog idiler.
Bununla beraber…
AB ve standartları, onlar için hem sistemle savaşmanın bir aparatıydı hem de liberalleri yanlarına çekmenin.
Onlara göre ülkede derin devletin, din dışı oluşumların özellikle İsrail başta olmak üzere dış güçlerin tasarladığı bir düzen vardı.
“Türkiye Batı’nın (özellikle ABD ve İsrail’in) güdümünde…” söylemi ağızlarından hiç düşürmedikleri kirli bir sakızdı.
“Vesayet” ve “elitler” söylemi had safhadaydı. “Milli irade yok sayılıyor, ülkeyi seçilmişler değil atanmışlar yönetiyor.” diyorlardı.
Seçilmiş olmak kutsaldı o günkü söylemlerine göre. Ne yapmış olursa olsun seçilmişe dokunmak “darbeden” başka bir şey olamazdı.
“Zalim patronlara” karşıydılar. Devlet patronların değil, halkın yanında olmalıydı. Millet devlet için değil, devlet millet için vardı.
Kültürel ve toplumsal yapı eleştirisi yüksek sesle dile getirdikleri şeylerdendi.
Medya, özellikle televizyon kanalları ve diziler üzerinden “toplum yozlaştırılıyor, aile çökertiliyor” diyorlardı.
Belli bir hayat tarzının dayatıldığını söylüyorlar, eğitim sisteminin “tornadan tek tip insan çıkarmak” hedefinde olduğunu etrafa yayıyorlardı.
Tek merkezden ayarlı ana akım medyanın “halkın değerlerine düşman” olduğu iddiası, medyanın siyaset mühendisliği yaptığı suçlaması ağırlıklı eksenleriydi.
“Yargı tarafsız değil, ideolojik” söylemi ön plandaydı. Milletin değil kişilerin çıkarlarının gözetildiğini söylüyorlardı.
Kendilerine karşı çıkan herkesin bir yaftası vardı. Onlara karşı olanların çoğu “kâfir” ya da “dua bile okuyamayan kafatasçılar” idi.
Son çeyrek asrı ve “neydi, ne oldu” kısmını yazmaya kitaplar, göstermeye filmler yetmez, görünen köy de kılavuz istemez ama…
Ne mi oldu en özet ifadeyle?
Ne olacak? Yaklaşık 25 sene önce “vasıta” olarak gördükleri sistemle iktidar oldular!
Uzunca bir süredir geçmişte söylediklerinin tam tersini yaparak, “kafatasçı” ve “kanla beslenen vampirler” diye tanımladıklarıyla beraber yürüyorlar cumhuriyeti yıkmanın emperyal yollarında!
Meğer aynı hedef doğrultusunda “kayıkçı kavgası” yapıyorlarmış.
Muhalefet mi?
Onlar da aynı topun kumaşı olduklarını ispat peşindeler…
*********************************************************************************************************************
Haftanın Notu:
Bu 19 Mayıs’ta da gençlerimizi umutsuzluğa sevk edenler iktidara sahiptiler hâlâ... Atatürk’ün yapmak istediklerini anlayabildiğimiz bir gelecek dileğiyle…
...
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız