ALPER ŞİRVAN: Kurumsal Kimlik

Haber Giriş Tarihi: 07.05.2026 05:19
Haber Güncellenme Tarihi: 07.05.2026 05:19
Haberyazilimi.com

Günümüzde "kurumsallaşma" kavramı, cafcaflı binaların girişine asılan büyük tabelalardan, dikkat çeken logolardan ya da bol keseden kaleme alınan “misyon-vizyon” metinlerinden ibaret sanılıyor. Oysa gerçek bir kurumsal yapı, kişilerden bağımsız işleyen, liyakatin hâkim olduğu ve çarkları uyumla dönen bir sistemi ifade eder.

Daha önce de söylemiştim; devlet koca bir makine, hükümetse bu makineyi vatandaş adına işleten kişiler topluluğudur. Eğer makinenin başına ondan anlamayanları, "hangi parçası kaça gider?" diye bakanları oturtursanız, o makinenin kimliği de bozulur, yapısı da. Kurumsal yapının ruhu liyakat ile beslenir. TDK’nın "yaraşırlık" olarak tanımladığı bu kavram, işi ehline vermenin diğer adıdır. Liyakatin olmadığı yerde, "işe insan" prensibi gider, yerine "insana iş" ucube anlayışı gelir ki bu da sistemin çöküşünü başlatır.

Eh, iş sahası yok! Açacaksın! Biz sana niye oy verdik, değil mi?

Kurumsallaşmaya dönersek…

Kurumsal kimlik, sadece bir görsel tasarım değil; o kurumun adaleti ve eşitliği yansıtma biçimi olmalı. İşleyiş, ‘kişiye’ ya da ‘cemaate, gruba, parti üyelerine’ özel hâle getirildiğinde çöküş başlar. Kurumlarına güven duyulmayan bir ülkede, mülkün (devletin) temeli sarsılır ve at izinin it izine karışması kaçınılmaz olur.

Kamu dedik ama özel sektörde de bu ahbap çavuş ilişkisi fazlasıyla geçerli…

Cumhuriyetle birlikte temeli atılan vizyonun özü liyakattir. Mesela en basitinden kız çocuklarının yetenekleri doğrultusunda önlerinin açılması ya da dar gelirli memleket evlatlarının hiçbir "torpil" mekanizmasına ihtiyaç duymadan ülkelerine hizmet edecek imkân bulmaları, köy enstitüleri, hep bu vizyonun sonucu.

Kurumlarına olan güvenin yok olması, bir devletin yıkılmasıyla doğru orantılıdır.

Tılsımlı sözcük, güvendir aslında… Sürdürülebilirliği olan, kamu ya da özel fark etmeksizin kurumu büyüten güven, doğru işleyen bir yapıyla mümkün.

Şimdi sormak gerek: Biz kişilere mi güveneceğiz, yoksa tıkır tıkır işleyen, yürütmeye hesap verdirilen bir sisteme mi?

Haftanın Notu:

"Sandıkta alamadığımı hukuk kılıflı sopayla alırım" diyorsun da hani her türlü sopaya karşıydın? Vesayet gibi bir şeyler derdin güç sende değilken, ne oldu o iş?

Kokan tuzu temizlemek için onu kirletenlerin elinden kurtulmak gerek önce!