"Ben yalnızlığı severim. Çokluklar içinde bile tek olmak, yalnız kendimle söyleşmeyi ve incinmemek için kapılarımı kapatmayı severim…" Son günlerde en çok bunu duyuyoruz.

Uzun süre bu konuyu düşünerek özeleştiri yaptım. Her şeyimi bütün içtenliğimle paylaştığımda acaba kaç kişi gerçekten anladı beni? Korkularımızın hep aynı olduğunu gördüm; anlaşılamamak, sevilmemek… İnsanca bir duygu. Kimin daha çok sevilmeye ihtiyacı yok ki. Ama gördüm ki kaygılarımız yersiz. Biz gerçekten kendimizi anlatabilmişsek, anlıyorlar ve gerçek sizi tanıdıklarında bu kaygılara yer olmadığını görüyorsunuz.

Sözlüklerimizde birçok kelime var kullanmadığımız. Niye bu sıradanlık? Oysa onlarla ifade edebileceğimiz, onlarla anlatmaya yetecek kadar öyle hazineler var ki içimizde.

Hep kullansak bildiklerimizi, duyduklarımızı, endişelerimizi ve insanlar hakkında neler düşündüğümüzü, ideallerimizi, hayallerimizi, sevgilerimizi, aşklarımızı anlatsak. Herkes dinlese ve derinlerde gizledikleri duyguları kendilerinde arayıp bulsalar ve o güzel sözcüklerle anlatsalar. Naftalin kokan sandıklara benzemesek, açılınca yadırganmasak, “Seni hiç tanımamışım” demeseler bize.

Anlatsam mı kendimi?

Bir yıldız kaydığında ağlarım. İnancım öyle demese de efsanelere kapılıp dünyanın neresinde olursa olsun bir annenin içinin yandığını düşünür, gözyaşlarımı gösteremem.

Beni kıran, inciten insana “Sen ne yaparsan yap, ben seni sevmeye devam edeceğim.” derim ama içimden. O bilmez.

Yolda bir dilenci görsem, kendim dileniyor gibi utanırım, yüzümü çeviririm. O an kurtulması için dua ederim.

Yakınını kaybetmiş birisiyle günlerce yanarım ama ona sadece başsağlığı diler, dönerim. Bir gelin görsem bahtının ve yolunun açık olmasını içtenlikle ister ama yaklaşıp iyi dileklerimi sunamam. Çaresiz dolanan birisine “Neyin var?” diye soramam “Sana ne!” demesinden korkarım. Daha buna benzer onlarca anlatamadığım şeyler.

İşte anlattım bir kaçını sözlük dağarcığıma sığınarak… Bunlar az da olsa benim size yansımam değil mi?

Kendimizi anlatacak, bir yerlerde hatırlanmayı bekleyen sözcükleri raflardan indirsek korkmadan onların bizi anlatma gücüne inansak, kısacık ve artık işlevini neredeyse yitirmiş sözcükleri seçmesek, mutluluklarımızı şiirsel bir anlatımla sunarken, acılarımızı ağıtlarla dile getirsek.

Biz sustuk.

Geçmişte 'susan toplumun sesi' demişlerdi türkülerimize. Hatta bazılarımız ilkel bulurdu süslü ağdalı sözcüklerden uzak olduğu için. Oysa onlar çağları aşmaya devam ettiler İçten özlenişin sesiydiler, gerçek ve doğaldılar. O insanlar, bildikleri tüm sözcüklere sığınarak, kaygısızca duygularını dile getirmiş, kendilerine kendilerini anlatma fırsatı vermişlerdi. Paylaşmış, ağlaşmış, gülmüş, oynamışlardı. Yalın ve korkusuz kendileri olmuşlardı.

Kısırlaşmış, hiçbir kural tanımadan koy verilmiş, kırpılmış, kısaltılmış sözcüklerle anlamsız ve ruhsuz paylaşımlar bizi anlatamaz. Tam da bu yüzden birilerinin emek ederek kendini ifade ettiği sözcükleri alıyor bazen de çalıyoruz. En saf, en yalın haliyle yazılmış şiirlerin, metinlerin hala yüreğimizi titretmesi dilimizin zenginliğindendi. Raflara, küplere, küflere hapsedilmiş sözcüklerin gün yüzüne çıkması için yazmak gerek. Bu yüzden “Ben de yazmak istiyorum” diyen her insan heyecanlandırıyor beni. Ümidimi tetikliyor. Çünkü yazarken görüyor insan o kelimelerin gücünü.

Hiçbir eğitim almadan gönül titreşimlerini kendi coğrafyasındaki sözcüklere sığınarak anlatan ve bu güne bile damga vuran o insanların tek kaynağı tam da bu duyguydu; Bu dil benim sesim, annemin karnında duyduğum sözcükler bunlar ve onlar yaşadıkça ben yaşarım. Bilineni, görüneni, görünmeyeni, çileyi, arzuları, sevdayı sözcük cimriliği etmeden, paslandırmadan, asırların hafızasına teslim etmelerindendir türküye sevgim. Ve Bedri Rahmi’nin “Bir türkü söylemeden gidersem yanarım” serzenişini tam da böyle anlarım.

Yalnızlığı seçmiş bir toplum üretemez. Sözcük çölüne dönmüş edebiyat yerinde sayar. Oysa hepimiz biliyoruz ki insanlık paylaşınca dünya güzelleşir, yaşanası olur. El ele türkü söyleyince ya da ağlayınca. Ve hepimiz kendimiz, o eşsiz ruhumuz olunca..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.