Bugün herkesi anlamaya çalışıyorsan, belki de bu, çocukken kimsenin seni anlamamasından geliyordur.
Herkesin yükünü taşıyorsan, bir zamanlar senin yükünü taşıyacak bir yetişkin aramış olabilirsin.
Sürekli güçlüysen, belki de çocukken zayıf olmana hiç izin verilmemiştir.
Ve bugün olduğun yetişkin, aslında yıllar önce ihtiyaç duyduğun ama bulamadığın kişi olabilir.
Çocukluk yalnızca geride bıraktığımız bir dönem değildir. İnsan, çocukken kendisine nasıl davranıldığını içinde taşır. Sevginin koşullu olduğu bir evde büyüyen çocuk, sevgiyi hak etmesi gerektiğine inanabilir. Duyguları küçümsenen çocuk, hissetmek yerine susmayı öğrenebilir. Sürekli eleştirilen çocuk, büyüdüğünde başarının bile yetmediği bir hayatın içinde bulabilir kendini.
Çünkü çocuk, kendisine yapılanları yalnızca hatırlamaz; onlardan kendisi hakkında sonuçlar da çıkarır.
“Demek ki yeterince iyi değilim.”
“Demek ki hata yaparsam sevilmem.”
“Demek ki ihtiyaçlarımı göstermemeliyim.”
“Demek ki güçlü olmalıyım.”
Yıllar geçer, çocuk büyür. Ama bu cümlelerin bazıları onunla birlikte büyür.
Sonra yetişkinlik başlar.
Herkesi memnun etmeye çalışan, hayır diyemeyen, her sorumluluğu üstlenen, ilişkilerinde hep fazla veren, terk edilmemek için kendinden vazgeçen birine dönüşebilirsin.
Ve bunu karakterin sanırsın.
Oysa bazen karakter dediğin şey, çocukken hayatta kalmak için geliştirdiğin bir yöntemdir.
Psikoloji, erken çocukluktaki bağlanma deneyimlerimizin, kendimiz ve başkaları hakkında kurduğumuz temel inançları derinden biçimlendirdiğini söyler. Çocuk, hayatındaki yetişkinlerle kurduğu ilişkilerden yalnızca sevginin ne olduğunu öğrenmez; güvenin, sınırın, değerin ve yakınlığın nasıl yaşandığını da öğrenir.
Bu yüzden bazı insanlar, huzurlu bir ilişkiyle karşılaştıklarında bile rahatlayamaz.
Çünkü kaosa alışmış bir zihin, sakinliği bazen tehlike gibi algılar.
Bazıları kendisine iyi davranan insanı değil, kendisini uğraştıran insanı seçer. Çünkü tanıdık acı, bilinmeyen huzurdan daha güvenli gelebilir.
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi tam da burada başlar.
“Neden hep aynı insanlara çekiliyorum?”
“Neden herkesi kurtarmaya çalışıyorum?”
“Neden yardım istemek bana bu kadar zor geliyor?”
“Neden kendimi ancak işe yaradığımda değerli hissediyorum?”
Bu soruların cevabı her zaman çocukluk değildir. Ama geçmişte öğrendiğimiz bir düzenin bugün hâlâ hayatımızı yönettiğini görmek, çoğu zaman değişimin ilk kapısını açar.
Çünkü artık o çocuğun dünyasındaki çaresiz çocuk değilsin.
Bugün bir yetişkinsin.
Kendini koruyabilir, sınır koyabilir, yardım isteyebilir, dinlenebilirsin. Ve sevilmek için sürekli bir şey kanıtlamak zorunda olmadığını öğrenebilirsin.
Belki çocukken seni sakinleştiren bir yetişkin yoktu.
Bugün kendini sen sakinleştirebilirsin.
Belki kimse sana “Hata yapabilirsin, yine de değerlisin” demedi.
Bugün bunu kendine sen söyleyebilirsin.
Belki kimse seni koşulsuz dinlemedi.
Bugün kendi sesini susturmamayı seçebilirsin.
Çünkü iyileşmek, geçmişte yaşananları silmek değildir.
Geçmişin bugününü yönetmesine son vermektir.
Ve belki de büyümek, yaş almakla değil, bir gün içindeki çocuğun karşısına geçip ona şu cümleyi söyleyebilmekle başlar:
“Aradığın yetişkin artık benim.”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr. GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Çocukken İhtiyaç Duyduğun Yetişkine Dönüştün mü?
Herkesin yükünü taşıyorsan, bir zamanlar senin yükünü taşıyacak bir yetişkin aramış olabilirsin.
Sürekli güçlüysen, belki de çocukken zayıf olmana hiç izin verilmemiştir.
Ve bugün olduğun yetişkin, aslında yıllar önce ihtiyaç duyduğun ama bulamadığın kişi olabilir.
Çocukluk yalnızca geride bıraktığımız bir dönem değildir. İnsan, çocukken kendisine nasıl davranıldığını içinde taşır. Sevginin koşullu olduğu bir evde büyüyen çocuk, sevgiyi hak etmesi gerektiğine inanabilir. Duyguları küçümsenen çocuk, hissetmek yerine susmayı öğrenebilir. Sürekli eleştirilen çocuk, büyüdüğünde başarının bile yetmediği bir hayatın içinde bulabilir kendini.
Çünkü çocuk, kendisine yapılanları yalnızca hatırlamaz; onlardan kendisi hakkında sonuçlar da çıkarır.
“Demek ki yeterince iyi değilim.”
“Demek ki hata yaparsam sevilmem.”
“Demek ki ihtiyaçlarımı göstermemeliyim.”
“Demek ki güçlü olmalıyım.”
Yıllar geçer, çocuk büyür. Ama bu cümlelerin bazıları onunla birlikte büyür.
Sonra yetişkinlik başlar.
Herkesi memnun etmeye çalışan, hayır diyemeyen, her sorumluluğu üstlenen, ilişkilerinde hep fazla veren, terk edilmemek için kendinden vazgeçen birine dönüşebilirsin.
Ve bunu karakterin sanırsın.
Oysa bazen karakter dediğin şey, çocukken hayatta kalmak için geliştirdiğin bir yöntemdir.
Psikoloji, erken çocukluktaki bağlanma deneyimlerimizin, kendimiz ve başkaları hakkında kurduğumuz temel inançları derinden biçimlendirdiğini söyler. Çocuk, hayatındaki yetişkinlerle kurduğu ilişkilerden yalnızca sevginin ne olduğunu öğrenmez; güvenin, sınırın, değerin ve yakınlığın nasıl yaşandığını da öğrenir.
Bu yüzden bazı insanlar, huzurlu bir ilişkiyle karşılaştıklarında bile rahatlayamaz.
Çünkü kaosa alışmış bir zihin, sakinliği bazen tehlike gibi algılar.
Bazıları kendisine iyi davranan insanı değil, kendisini uğraştıran insanı seçer. Çünkü tanıdık acı, bilinmeyen huzurdan daha güvenli gelebilir.
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi tam da burada başlar.
“Neden hep aynı insanlara çekiliyorum?”
“Neden herkesi kurtarmaya çalışıyorum?”
“Neden yardım istemek bana bu kadar zor geliyor?”
“Neden kendimi ancak işe yaradığımda değerli hissediyorum?”
Bu soruların cevabı her zaman çocukluk değildir. Ama geçmişte öğrendiğimiz bir düzenin bugün hâlâ hayatımızı yönettiğini görmek, çoğu zaman değişimin ilk kapısını açar.
Çünkü artık o çocuğun dünyasındaki çaresiz çocuk değilsin.
Bugün bir yetişkinsin.
Kendini koruyabilir, sınır koyabilir, yardım isteyebilir, dinlenebilirsin. Ve sevilmek için sürekli bir şey kanıtlamak zorunda olmadığını öğrenebilirsin.
Belki çocukken seni sakinleştiren bir yetişkin yoktu.
Bugün kendini sen sakinleştirebilirsin.
Belki kimse sana “Hata yapabilirsin, yine de değerlisin” demedi.
Bugün bunu kendine sen söyleyebilirsin.
Belki kimse seni koşulsuz dinlemedi.
Bugün kendi sesini susturmamayı seçebilirsin.
Çünkü iyileşmek, geçmişte yaşananları silmek değildir.
Geçmişin bugününü yönetmesine son vermektir.
Ve belki de büyümek, yaş almakla değil, bir gün içindeki çocuğun karşısına geçip ona şu cümleyi söyleyebilmekle başlar:
“Aradığın yetişkin artık benim.”