Yine yüreğim acıyarak okuyorum 17 Ağustos faciasıyla ilgili haberimizi;

"../..17 Ağustos Depreminin 20. yılındayız. Unutmadık, unutamadık da tabii ki. Fakat yeterince dersler alınmadığını üzülerek izledik; Depremin asıl oluş nedeninin nasıl ört-bas edildiğini de hafızamıza ibretle kaydettik.. Allah bir daha göstermesin!../.."

Evet haber böyle ve olay belli, ölenlerin, yaralananların sayıları isimleri hepsi de belli..

Resmi bilgilere göre 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı, 285.211 ev, 42.902 işyeri hasar gördü. 2010 yılındaki TBMM Araştırması Raporu'nda ölen kişi sayısı sayısı 18.373 olarak bildirilmişti. Resmi olmayan bilgilere göre de 50.000'e yakın kişi öldü, 100.000'e de yakın kişi yaralandı.

Bir şeyler vardı belli olmayan; 20 yıldır hep kafalarımızı meşgul eden, birşeyler vardı.

Sanki içeriden dışarıdan, üniformalısıyla, siviliyle organize bir şekilde ört bas edilmiş bir şeyler;

"Deprem, fay hatlarındaki olağan bir hareket miydi ? Yoksa haricen müdahale ile bir kasıt mı vardı?.."

Örneğin, İsrail’li Subaylar TSK devir teslim törenlerinin hiçbirine katılmamışken, ilk olarak 17 Ağustos 1999 tarihindeki Gölcük Donanma Komutanlığı’nın devir teslim törenine katılmaları?...

Deniz üssünde hiçbir Türk Subayına giriş izni verilmeyen bir ABD deniz altısının konuşlanması?

Depremden önce denizde büyük bir ateş topunun ortaya çıkması?

Olay henüz basına bile yansımamışken İsrail'in ilk dakikalardan itibaren yardım çalışmalarına başlamış olması?.. gibi..

Kendimi sorguluyorum ara sıra; biraz anti-siyonist bir takılma mıydı kafamdaki bu sorular? Sonra bakıyorum ki bu yönde düşünen sadece ben değilim. Piyasada isim yapmış yerli - yabancı bazı analistlerin de bu yönde irdelemelerini görüyorum.

Hatırlarsınız o günleri; bunlara benzer şehir efsaneleri üretildi, kamuoyu çalkalandı, zamanın Başbakanı merhum Bülent Ecevit tarafından "bu olayın bir HAARP saldırısı olup olmadığı" nın incelenmesi konusundaki araştırma talimatına rağmen, zaten acılar içinde kıvranan toplum ve şaşkın haldeki devlet mekanizması, bir takım yakıştırma raporlarla avutuldu ve öne sürülen iddiaların hiç birisi gerçek anlamda ortaya konulamadı.

Ve kafamda benzeri sorularla (çok ilginçtir ki Amerika New Jersey'de yaşayan ve hain FETÖ'nün önemli medya ayaklarından olduğunu daha sonra öğrendiğim) Aydoğan Vatandaş adlı kişinin kitap halinde yayınladığı bir analizi okuyorum. Adam sanki olay yerinde ya da üssün içerisinde olan birilerinin itiraflarını anlatmış gibiydi; 

"..Depremden sonra bir çok teoriler ortaya atılmıştı fakat içlerinde en ilginç olanı, Future Times’da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikaye: Kaliforniya San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler halinde dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilimadamı mucit Nicola TESLA tarafından geliştirilen bu 'düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli' tekniğini, hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

ABD’nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları, Kaliforniya San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi İsrail’li uzmanlara verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük Üssüne getirilerek oradaki, yeraltı-denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değillerdi. Bunu İsraillilerle yürütülen askeri tatbikatın bir parçası olarak düşünüyorlardı. (Zaten İsraillilerle yapılan askeri tatbikat bu operasyon doğrultusunda önceden planlanmıştır. Çünkü dünyanın ve Türk Milletinin dikkatlerini çekmemek için tatbikat adı altında HAARP-TESLA Deprem Makinesini getirip rahatça kurdular.) Böyle bir makinenin deneneceğini zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genel Kurmay Başkanı biliyordu; fakat ABD ve İsrail’liler makinenin denenmesi için: olası İstanbul merkezli bir depremde 100.000 kişinin ölümü, yüz milyar doları aşan maddi kayıp ve Türkiye’nin en az 25-30 yıl geri gitmesi demektir, diyerek bizimkileri ikna ediyorlar.

İsrailliler Amerikalı’larla gece şartlarında elektro-sismik haberleşme tatbikatı yapacaklardı. Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu farketmeyecekti. Bu amaçla 'Gece Şahini' Tatbikatı’nın (Operation Night Hawk) saat 03:00’te başlaması planlandı. Gece saat tam 03:00’te düğmeye basılacak ve 'Gece Şahini devreye girecekti. O an uzay filmini andırır devasa cihazlar çalışmaya başlayacak ve 1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. Ama o gece sabaha karşı birşeyler yanlış gitti. Ve beklenen gerçekleşmedi. Herşey bir anda olup bitmişti. Cenab-ı Hakk’ın Doğası kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10,000 kat üstünde bir güçle gelmişti. Her yeri bir anda yerle bir etmişti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiğinde, gece saat 03:05’i gösteriyordu. Daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde ŞAMPANYA patlatmayı bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu. Bu düşünce ile hepsi ürperdi. Bu asrın en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yapılan bir felaket...

Sessizliği İsrailli komutanın buz gibi emri bozdu: “Lets pack! We’re moving out! Call operation-Q! Right now! Immediately! Stop whinning! Move, move, move!” (Toplanın! Kaçıyoruz! Q planına geçiyoruz. Şimdi..Hemen! Hadi, hadi!!!)

İşte o andan sonra çantalardan çıkan “Q planı” çalışmaya başladı. İlk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi. 4 dakika içinde İsrail Başkanı Barak ve ABD Başkanı Clinton ile irtibat kuruldu. O anda İsrail’de Ben Gurion’un Lod askeri havaalanından 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanlığı’na bağlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6’ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagon’dan emir aldılar..."

Bu analizin yazarı kim olursa olsun, beni çok da ilgilendirmiyor. Ancak hikaye böyle anlatılmış ve olayın ip uçları da birbirini tamamlıyor gibi.. 

Geçen 20 yılın peşinden baktığımda; topraklarımızı babalarının tarlası, denizlerimizi analarının göleti gibi kullanan, insanlarımızı da birer kobay gibi gören, Amerikalı ve İsrailli bu işgüzarların belki kendileri, belki çocukları ya da torunlarının da, bu depremde yanan canlarımızın acısını bir şekilde yaşayacaklarına inanıyorum.. Hatta kat kat fazlasıyla yaşayacaklardır eminim.. Temenni ve dualarım da bu yöndedir.

Türk Milletini ve Devletini maddi ve manevi anlamda ciddi olarak sarsan o büyük depremin 20. yılında, canlarını kaybeden binlerce insanımıza Allah'tan rahmet diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.