“Seven bir iddia sahibidir ve bu nedenle sınanması şarttır" derler ki haklılık tarafı oldukça fazla…
‘Seviyorum demek çok kolay; hadi öl, deyince ölen var mı?’ diyen şarkı, bu ispatın canla olması gerektiğini söyler.
Sevdiğin için ölmek mi; onu iyi yaşatıp birlikte var olmak mı?
Duruma göre değişir… Kestirip atmak zor.
Cengiz Aytmatov, belki de sinemaya uyarlandığı için daha bilinir olmuş “Selvi Boylum, Al Yazmalım” adlı romanında “sevgi emektir” diyerek konunun özünü ortaya koymuş.
Sevgi, gerçekten de emektir. Daha açık ifadeyle sevilene sahip olmak için değil, sevileni mutlu görmek, onun yanında olmak için verilen emektir.
İnsan, dilinde olanı eyleme dökmekte zorlanan bir varlık. Öte yandan her şeyi en tepeden tanımlamaya yatkın.
Aşk konusunda da öyle…
Beğenmek… Hoşlanmak… Sevmek… Âşık olmak…
Karşılıklı verilen emek ve türlü yaşanmışlıklarla birlikte geçen on yıllarla sınanır aslında ilişkiler… Bu sınavı veremeyen ilişkiden doğan hiçbir duygunun bu aşamaları geçip aşka eremeyeceği, aşk olamayacağı gerçeğine karşın “aşkımlar, hayatımlar” havalarda uçuşup olması gereken yeri aramaya devam ediyor.
1992 yılında fizik tedavi amacıyla 1,5 ay gibi bir süre Ankara Numune Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde kaldım. Cep telefonlarının henüz olmadığı günler… Giriş katta iki ankesörlü telefon var. Özellikle akşamları, yurdun dört bir yanındaki sevdiklerinin sesini duymak için sıraya girmiş insanlar…
O sıralarda kulağıma ilişen şeyler, insan denen fâni için aşk seviyesinin sadece küçük bir umut olabileceği fikrini kuvvetlendirmiştir bende…
Şöyle bir konuşma düşünün:
“Hiç arayıp sormuyorsun kazadan beri? Kaza olmasaydı biz bugün evli ve balayında olacaktık, biliyorsun değil mi?”
“Ama aşkım…”
“Aşkım deme bana, aşkım deme bana!”
Bunlar nişanlılar… Bir de evliler var. Kadın, erkek, genç, yaşlı fark etmeden onlarca farklı örnek verebilirim. Ki bu yazdığım nadiren işittiğim, en yumuşak konuşmalardan…
Aşk şöyle bir dursun da önce bir sevmeyi, belki “aşkla sevmeyi” başarsak yetmez mi şimdilik?
Kabul etsek de etmesek de insan böyle bir varlık. Dün de bugün de yarın da... Fıtrat fıtrat denen şey bu. “Yaratılmışların en şereflisi” kibrine karşın… İnsan, ilk nefesten son nefese kadar tekâmül etmesi, gelişmesi gereken bir fâni yaratık!
Öbür gün 14 Şubat…
Neoliberal soslu kapitalizme yenilmeyen, emekle çoğalttığınız, güzel olan her şeyi sevmeye kapı aralayan, bağımlılık değil bağlılıkla taçlanmış sevgilerinizin aşka ulaşmasını diliyorum.
Haftanın Notu:
Vatanı sevmek, onu büyütüp onunla büyümek, saldırı olduğunda canı pahasına korumaya çalışmak demektir. Burada tereddüt yok! Ama bugün, vatana bakınca kendisine kötülük yapanlarla zorla evlendirilmeye çalışılan genç bir kadın görüyorum ben. Canım acıyor.