Padişahın çok sevdiği bir atı varmış. Seyisleri karşısına almış ;

“Kim ki bu atın ölüm haberini getirir onun boynunu vurdururum"

Bu buyrukla birlikte atın üzerinde titreyip dururlarmış. Ancak ölüme de çare yok.

Gel zaman git zaman at ölmüş. Seyislerin birisi de çıkıp durumu padişaha haber veremiyor.

Tek çare olarak durumu İncil’i Çavuş’a anlatmışlar. İncili’de onlara ;

“Siz merak etmeyin ben söylerim” demiş ve huzura çıkmış.

Padişahım, efendim, gelirken sizin atın yanına uğradım,

Durumu nasıldır İncili,

İyidir Sultanım. Yalınız önüne yem konuyor yemiyor.

İştahı yoktur İncili,

Su koyuyorlar onu da içmiyor.

Karnı doludur İncili.

Sultanım yalınız gözü kapalı ayaklarını da uzatıp çekmiyor. Hareketsiz yatıyor.

Şuna öldü desene İncili.

Valla ben onu diyemem, onu siz dediniz sultanım.

.

Kimse artık ölüm haberini getiremeyecek.

Bu işten dem vuranlar ya zindana ya ipe gidecek demektir artık.

Ama ülkenin bir de gerçekleri var.

Devletin aklı, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Cumhuriyetin ilanıyla birlikte okuma yazma oranı bir gecede sıfıra indi" diyen zihniyetler tarafından bir günde sıfırlandı. Bunu biz demiyoruz tabi ki. Yapılan uygulamalar ve icraatlar bunun böyle olduğunu söylüyor.

Artık bir şirket anlayışı ile yönetilecek.

Vergi kaçırılması,

Sahte evrak basımı,

Yapılan karın ört bas edilmesi,

İmkanları kendi lehine kullanılması

Suiistimaller ve hilelerle zarara yol açılması, şirketin negatifleridir.

Bu şirketi kim nasıl hedefe ulaştıracak. Zaman içinde hep beraber göreceğiz.

.

Görünen köy kılavuz istemezmiş.

Kararlar bir kişinin ağzından çıkacak ve uygulanacak.

Bu işin bu noktaya gelmesinde en büyük pay sahibi de Sayın Devlet Bahçeli.

Devlette artık istiareden ve istişareden yoksun bir dönem başlamış oldu.

İstiareden ve istişareden yoksun bir yönetim, Peygamberin sünnetini ortadan kaldırmak demektir.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e, mü’minlere merhametli olması, onlara yumuşak davranması, onları bağışlaması ve bağışlanmaları için dua etmesi emredildikten sonra, Allah tarafından tâlimat verilerek “İş hakkında onlarla müşâvere et!” (Âl-i İmrân 159) buyurulmaktadır.

İbn Abbas (r.a), şöyle demiştir: bu ayeti indiği zaman Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Biliniz ki, Allah ve Resulü müşavereden müstağnidirler. Fakat Allah, bunu benim ümmetime bir rahmet kıldı. Onlardan her kim istişare ederse doğru yoldan mahrum kalmaz. Her kim de terk ederse hatadan kurtulmaz.

Bu ayet ve hadisi görünce işlerin pek düzgün gideceğine gönlümüz kani olmuyor.

Hele hele, “Onlar işlerini aralarında müşâvere ile yürütürler.” (Şûrâ sûresi ayet 38) buyruğunu görünce tamamen işlerin tersine gideceğini düşünüyorsunuz.

İstişare, yani danışmak sünnettir. Bu iş danışılarak yapıldıysa pek sorun olmayacak. Resulullah’ın dediği gibi

“İstihare eden, mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz.” (Taberani) Zamanın seyri içinde bunu hep beraber göreceğiz.

.

Peygamber bile devleti kendi başına yönetmemiştir. Dinle ilgili konularda vahyi beklediği ve Cenâb-ı Hakk’ın buyruğuna göre hareket ettiği halde, savaş ve barış gibi toplumun tamamını ilgilendiren, hele savaş gibi ölüm kalım meselesi olup vahiyle ilgisi bulunmayan, görüş ve ictihat ile halledilen konularda ashâbına danışır, onların görüşlerine başvururdu. Bedir’de düşman kervanına saldırıp saldırmamak, Uhud Gazvesi’nde şehri içeriden mi savunmak, yoksa şehir dışına çıkıp düşmanla savaşmak mı daha uygun olur diye ashâbının görüşlerini almıştı.

Allah’tan aldığı vahiyleri olduğu gibi söylemiş. Ancak devlet idaresinde her zaman sahabe’ye danışmış. Onlarla görüş alışverişinde bulunmuş.

Aşereyi mübeşşere de aynı yolu izlemiştir.

Lakin Başkanlık sisteminin hazırlanışında aynı yolun izlenmediğine şahit oluyoruz.

İkinci olarak da bu sistemin içinde Ülkücülerin bulunmadığına.

Lidere güven duymak güzel bir şey. Elbette ki, önemli olan Devletin bekasıydı. Madem beka meselesi halloldu. Ama biz yine de bu işte hiçbir beklentisi olmadan ittifak yapanlara sormak istiyoruz.

Ülkücülerin yaşam alanı neresidir ?

.

Ülkücü Cumhurbaşkanlığı seçiminde yok,

Ülkücü Meclis başkanlığı seçiminde yok,

Ülkücü iktidarda yok,

Ülkücü siyasette yok,

Ülkücü bürokrasi de yok,

Ülkücü ticarette yok.

Ülkücüler havuzlara alınmış bekletiliyor.

Ülkücüler zindanlara çekilmiş çile çektiriliyor.

Güney doğuya, Afrin’e, Menbiç’e gönderilirken aranıyor bu ülkücü.

Ona biçilen kılıf toprağın altı.

Ülkücüye bu toprağın üzerinde yaşam hakkı yok.

Ülkücüleri nerede göreceğiz biz ?..

Ta işin başından beri bunlar konuşulmuştu.

Yeni sistem ile Ülkücüye yer olmayacağı vurgulanmıştı.

Ülkücülüğün kökünü kazıdınız beyler.

Ne Kızıl elma, ne Turan koydunuz hedefte.

Bunu biz değil, sizin uygulamalarınız söylüyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.