Hoca Merhum kadı iken adamın biri gelip:
-Kadı Efendi filan adam benim kulağımı ısırdı, hakkımın alınmasını istiyorum, der.

Kulak ısırdığı iddia edilen adam ise ısırmadığını iddia ederek adamın kendi kulağını kendisinin ısırdığını söyler.
Nasreddin Hoca merhum biraz sonra hüküm verecektir. Siz bekleyin ben şimdi gelirim, der ve arka odaya geçer. Hoca Merhum orada insanın kendi kulağını ısırıp ısıramayacağını kontrol etmektedir. Fakat kulağını ısırmaya uğraşırken sırtüstü yıkılır ve başı yarılır. Biraz sonra mahkemeye başı sargılı olarak çıkar. Adam iddiasını tekrarlar ve:
-Bu adam benim kulağımı ısırdı, davacıyım, der.

Davalı ise:
-Kadı Efendi bu adam kendi kulağını kendisi ısırdı, ben ısırmadım.. diyerek iddiayı reddeder.

Bu sefer adam:
-Hiç insan kendi kulağını ısırabilir mi? Bunun sözlerinin saçmalığı meydanda, diyerek adamın iddiasını çürütmek ister. Bu söze Hoca merhum karışır ve şöyle der:
-Isırır efendim ısırır. Hatta ısırmak değil, ısırmak için uğraşırken düşer de başını bile yarar.

Bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir.

Yani bir şeyin dedikodusunun yapılması, onun gerçekleşmesinden daha kötüdür.

İşte YSK da kendi kulağını ısırmak isterken başını gözünü yarmak üzere.

Eylem ve söylemleriyle öyle bir noktaya gelmiştir ki bu saatten sonra fincancı katırlarını ürkütmese de alacağı tedbirler bir işe yaramayacaktır. Çamura düştükçe bocalamış. Bocaladıkça da çamurun içine batmıştır. Halbuki dürüstlüğün kurala ihtiyacı yoktur. Sadece kendi yazdıklarını uyguluyor olsalardı başları bu kadar kumun içine gömülmeyecekti.

Aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık.

Artık nasıl karar verirse versin mutlak surette bir kesimi karşısına alacaktır.

Ya iktidarın gazabına hedef olacak,

Ya muhalefetin öfkesine hedef olacak.

Zira YSK bir önceki aldığı kararları inkar etmiştir.

Bir önceki verdiği sözlerden geriye dönmüştür.

Tamiri mümkün olmayan durumlar peydah etmiştir.

Kamuoyun önündeki güvenirliğini tamamen kaybetmiştir.

YSK doğmamış bebeye don biçmiş, daha ortada olmayan bir itirazı birleştirme kararı almıştır.

YSK doğruyu söylemekten imtina etmiştir.

İnsanların kafasında kuşkuların oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadisi şerifinde : “Acı da olsa doğruları söyleyiniz"  buyururken bunlar bu milletin özüne ters düşecek şekilde söylemlerde bulunmuşlar.

Bu vesile ile kendi eylem ve söylemleriyle ters düşmüşlerdir. Hz. Ali (RA) bunlar için; “Özü doğru olanın sözü de doğru olur" buyurarak bunların özünün bozulmuş olacağını ifade etmektedir.

Seçimlerin güvenli bir şekilde sonuçlandırılması milletin bunlara verdiği bir emanettir. Bu haliyle bu emanete sahip çıkmayarak yanlışa düşmüşlerdir. Hz. Ebubekir (RA) bu hali izah ederken “Doğruluk emanet yalan hıyanetliktir” buyurmuştur.

Bu işin içinde tehdit, şantaj, kötü niyetli ifadeler de olabilir. Ancak bu heyetin görevi hangi hal ve şart altında olursa olsun doğruları söylemektir. Nitekim Hz. Ömer (RA) bu gibi davranmaya tevessül edenler için “Doğruluk her ne kadar seni öldürse bile ondan ayrılma"  buyuruyor.

Garip garip ifadelere, kendilerini haklı çıkaracak söylemlere girmenin hiç kimseye faydası olmayacaktır. Eğer elinizde bir kanun, bir hüküm bir uygulama yönetmeliği var ise onu uygulamakla mükellefseniz, onu uyguladığınız da hiç kimsenin size denecek bir sözü kalmayacaktır.

Bu hususu Yunus Emre şöyle izah ediyor. “Cümleler doğrudur sen doğru isen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen"

Yapılan yanlış izahlarla gerçekten de doğrunun bulunamayacağı bir hale gelmiştir. Bu nedenle YSK kendisini bir ateş çemberinin içine atmıştır.

Eğer bunlar Wolfgang Van Goethe’nin “Doğru yoldan gidenler şaşırmazlar" uyarısını dikkate almış olsalardı bu kadar şaşkınlığın içine düşmeyeceklerdi.

Çünkü Peter F. Drucker’in dediği gibi “Doğru işi yapmak işleri doğru yapmaktan daha önemliydi”

Bütün bu eylem ve söylemlerin neticesinde muhakkak ki YSK kurulu işi doğru yaptıklarını izah edeceklerdir.

Ancak görünen köy kılavuz istemezdi. Çağların ötesinden Julius Caesar şöyle sesleniyordu. “İnsanların doğruluğu yaptıkları işle değil davranışlarıyla ölçülür” Millet size bu görevi doğru yapmanız için tevdi etmişti. Ancak gelinen bu noktada işlerin doğru yapılmadığını göstermektedir.

Kendilerinin doğru olduğunu söyleyen insanlara söylenecek bir tek söz var :

“Kimin düşündüğü ile söylediği bir olursa işte doğru insan odur"  (Yusuf Has Hacib)

Eğer her zaman doğruyu söyleyip doğruyu yapacak olsalardı geçmişte verilen kararlara dönüp de tekrar bir tartışma ortamı açılmazdı.

Doğrunun bir türlü olduğu yerde yanlış bu şekilde şekilden şekile sokulmazdı.

Son noktayı Stephen R. Covey’in sözüyle koyalım.

“Doğru yapmak isteyebilirsiniz, hatta bunu doğru nedenlerle de isteyebilirsiniz. Ancak doğru ilkeleri uygulamazsanız kafanızı yine de duvara toslayabilirsiniz”

İşte pazartesi günü böyle bir gün olacak.

Ya duvara toslayacaksınız,

Ya da duvarın üzerinden aşacaksınız.

Onay ile vereceğiniz ret arasındaki fark, toplumun ve zamanın modasına göre değil gerçek doğruya göre tayin ve tespit edilecektir. Halkın beklediği budur.

Atatürk ne demişti ?

“Doğruları korumaktan korkmayınız“

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.