Usta Şair ve Yazar ALİ KAYBAL ile edebiyat tarihimize geçecek söyleşi !..


BURSA ARENA / Haber Merkezi
 
Gazetemizin Şair ve Yazarlarından olan ve "Ülkücü" görüşü temsilen makale ve şiirleriyle her hafta okuyucularıyla hasbıhal eden Usta Şair-Yazar Ali Kaybal ile Türk Edebiyatı ve Gönül Muhabbeti üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gerçekten son derecede önemli edebi bilgiler ve eserlerinin yanısıra mensubu bulunduğu "Ülkücülük" fikri akımı ve yayınlandığında ciddi sesler getiren ve ancak özellikle Bursa'mızın Ülkücü Camiasının eleştirilerine maruz kalan "Kurşunla Noktalanan Sevdalar" adlı son eserine ilişkin ilginç ve samimi açıklamalarını dinledik.

Öncelikle aynı anda hem "aruz" ve hem de "hece" veznini günümüzde ustaca kullanan ve bu yönlerden binlerce şiir ve makaleye imza atarak; uygulama örneklerini geleceğe taşıyan müstesna şiarlerden ALİ KAYBAL'ın kim olduğundan kısaca bahsedersek;


Ali KAYBAL, Yazar, şair, bir gönül adamı.
Gönül imbiğinden geçirdiği şiirleriyle tanınır. Düşüncelerini kalbinden geçirdiği gibi mısralarına dökerek var gücüyle bağırır. Kimi zaman durgunluğu yaşarsınız onun şiirlerinde.. Kimi zaman da deresine sığmayan coşkulu sular gibi taşarsınız yükseklerden.
Ülküsüne aldığı Vatan, Millet, Bayrak gibi kutsi değerleri en iyi işleyen şairlerimizden biridir.

Bunun yanı sıra aşkı, sevdayı, ayrılığı, hüznü, kırgınlığı, küskünlüğü, hasreti ve vuslatı seven bir insan yüreğinin en derinine kadar nüfuz ederek hissetmesini sağlayan bir yönü vardır. Bir anda hasretle yanarken, Mısralarında, denizin dalgalarını okşayan akşamın alaca karanlığı bir anda aydınlığınız oluverir. Suların üstüne düşen mehtabın ışığı yakamozlarla oynaşırken martıların ah çekişlerini duyarsınız
Yalana, dolana, talana asla prim vermez. İhanet noktasına gelenlere bir hançer gibi saplanır onun her mısrası. Ona göre edep ve saygı bir bedenin en güzel libasıdır. Bu libası yırtmak isteyenlere ve seviyesizlere karşı asla tahammülü yoktur. Bir tokat gibi patlar beyitler edepsizin suratında.

Hem aruzu hem heceyi kullanır. Bazen bir şarkı mısraları terennüm eder. Bazen bir türküye dönüşür mısralar. Bazen mani, bazen hoyrat, bir bakmışsınız hicve dönüşmüş mısralarla karşılaşırsınız. Her alanda yazabilen onun gibi daha kaç tane şair bulabilirsiniz.
 
Ali Kaybal’ın Kırıkkaleli olması bize ayrı bir heyecan verir. Zira gazetemiz başyazarı Hüsamettin Taşdemir ile aynı yörede yetişmiş bir insandır, hemşehrisidir yani..
Ve gazeteci-yazar Taşdemir aynen şöyle söylüyor; "resim sanatında merhum RAHMİ PEHLİVANLI hemşehrim hangi seviyede ise, Türk Edebiyatında da ALİ KAYBAL o seviyededir. Bu çizgiyi Onları tanıyan, Orta Anadolu Türk Sanat ve Edebiyat dünyasıyla ilgilenen herkes bilir.. Hem aruz'u hem de hece veznini aynı başarıyla kullanan bir şaire rastlamak gerçekten zor. Kaybal'ın eserlerini alıcı gözle detaylı incelediğiniz zaman; Hayyam'dan Baki'ye, Orhan Veli'den, Tevfik Fikret'e, hatta Nazım Hikmet'e, Necip Fazıl, Karakoç ve Neşet Ertaş'a uzanan çok renkli bir edebi atmosfer içerisine girersiniz. Bence O, gelecek neslin "Türk Edebiyatı" ders kitaplarında yer alacak düzeyde bir ustadır, kıymetini bilmek gerek.."

Bursa Arena ailesi olarak, böylesine değerli bir Şair ve Yazar ile yaptığımız bu güzel söyleşiden, sizlerin de oldukça keyif alacağınızı düşünüyoruz.
 
ŞAİR ALİ KAYBAL İLE SÖYLEŞİ
 
BURSAARENA; Ali Kaybal kimdir?  Bursa arena okuyucularına kendinizi tanıtır mısınız?
ALİ KAYBAL;   Ali Kaybal, 1956 Kırıkkale doğumludur. İlkokulu, orta ve lise tahsilini Kırıkkale’de yüksek öğrenimini Bursa İ.T.İ. Akademisini 1980 yılında bitirerek tamamlamıştır. Mezuniyet sonrası muhasebe büro elemanı olarak çalışma hayatına başlamıştır. Zamanın getirdiği şartlar neticesinde memuriyete geçmiş ve devletin çeşitli kademelerinde, Şef, Müdür, Daire Başkanlığı ve Müfettişlik görevlerini icra etmiştir. Sivil toplum kuruluşlarında ve meslek derneklerinin yönetim kademelerinde görevlerde bulunmuştur.

Ali Kaybal, spor yapmayı, gezmeyi, yazmayı seven sosyal bir insandır. Şair, evli ve 2 çocuk babasıdır. Bu çocuklarından bir de torunu vardır.
 
BURSAARENA; Sükunete bürünmüş bir görüntünüz var. Ancak şairlerin iç dünyasının da böyle olmadığını biliriz. Bu görüntü çalışma hayatına nasıl yansıdı. Çalışma hayatında nasıl bir seyir takip ettiniz. Gördüğümüz kadarıyla Kırıkkale’ye bağlanıp kalmadığınızı görüyoruz. Bize bu seyrinizi anlatır mısınız ?
ALİ KAYBAL;   Görünüşte bir sükunet bürünsem de bu sükunet bir anda fırtınalı bir havaya dönebilmektedir. Bunun nedeni de karşılaştığım haksızlıklara ve yanlışlıklara tahammül edemeyişimdir. 1983 yılının Nisan ayında Memuriyete başladığımın daha birinci haftasında Disiplin kuruluna sevk edildim. Nedeni de egosunu tatmin etmek isteyen insanlara karşı durduğum için disiplini görmüş oldum.
Sizin de bildiğin gibi biz hep düşüncelerimizin mahkûmu olduk. Daha doğrusu düşündüklerimizi sesli düşündük. Bu birilerinin hoşuna gitmedi. Sesli düşünen insanlar sevilmediği için biz de sevilmeden, hep birilerinin gadrine uğradık. Bundan pişman mıyım, asla.. Yine aynı ortamlar olsa yine aynı davranışları sergilemekten hiçbir zaman çekinmem. Söyleyeceklerimi yine söylerim.
Siyasetin hızlı aktığı bir dönemde ister istemez adımız politikaya karıştı. Kendi ilçem olan Keskin’de Keskin Hastane Müdürlüğü görevini ifa ederken mevcut iktidar tarafından görevden alındım. Bu görevden alınmanın sonucunda da Ankara’ya ilk adımımızı atmış olduk.
 
BURSAARENA; Kırıkkale’de iken edebiyat çalışmalarınız var mıydı?
ALİ KAYBAL;   Kırıkkale’de iken edebiyat çalışmalarım bu kadar derin ve ince değildi. Kendi halimde bir kalem bir kağıt kullanarak, yazdıklarımı da saklayarak bir şeyler yazardım. Tabiri caizse kırk yılda bir şiir yazıyordum. Hayal dünyam genişti ama yine de derinine inememişiz. Ya da ilham perilerim tam anlamıyla yüreğimize inememiş.
 
BURSAARENA; “İlham perilerim” dediniz de merak ettim. Eminim Bursa Arene okuyucuları da merak etmiştir. İlham perileriniz nelerdi? Bunlar ne zaman ve nasıl gelirlerdi. Hangi ortamda şiir yazıyorsunuz ya da şöyle sorayım; Size şiir yazdıran ortam nasıl bir ortamdı kısaca tarif edebilir misiniz?
ALİ KAYBAL;   İlham perilerim tabii ki sevdiklerimdi. Benim gönlüme giren, beni seven ve benimde kendilerini sevdiklerim öncelikli olanlardı. Onların bakışına, duruşuna, yürüyüşüne, oturuşuna bakıp önce bir kelime bir cümle sarf ediyordum. Onu unutmayıp diyerek hemen bir kağıda not düşüyordum. Daha sonra bu durumun senaryosunu kafamda süzdükten sonra kâğıda geniş bir şekilde döküyordum. Bu işi yaparken de özellikle hece vezni olmasına dikkat ediyordum. Bunun için parmaklarım sürekli olarak hece hesabıyla yumulup açılırdı. Bu halim ev halkının da gözünden kaçmazdı. Hatta bir defasında küçük kızım benim bu halime bakıp, “ Babamın sayaçları yine çalışmaya başladı “ demişti.

Şiir yazarken genellikle sakin ve sessiz ortamları tercih ederim. Yolda yürürken ya da Otobüse, metroya bindiğimde yanıma birinin gelmesinden hoşlanmazdım. Kâğıdımı ve kalemimi sürekli gömleğimin cebinde taşırdım. O anda aklıma gelen bir kelimeyi, yanımdaki kişinin söylediği bir cümleyi hemen kâğıda geçirirdim. Veyahut duvarda asılı bulunan ilanlardan bir cümle dikkatimi çekerdi. İnsanların yüz hatlarına baktığımda onlar bana mutlaka bir şeyler söylemeye çalışırlardı. Bunları dikkatle süzerdim. Daha sonra bunun alt yapısını kurarak şiirimi üretime geçirirdim. Bazen bir kelimeden bir şiir türettiğim çok olmuştur. Bazen de çok geniş bir detaydan ancak bir beyit yazmışımdır. Ne kadar zorlarsam zorlayım bu beyiti dörtlüğe dönüştüremezdim. Bu iş yetenek haline dönüşünce de aklımda sürekli beyitler geçiyor, parmaklarım da bunların hece sayısını hesaplar biçimde hareket ediyordu.


BURSAARENA; Kırıkkale’de edebiyat çalışmalarınızla gündeme hiç gelmediğinizi, bu çevrelerle ilişki içerisinde olmadığınızı görüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bunun sizce özel bir nedeni var mıydı ?
ALİ KAYBAL;   Bazen insan kendisinin farkına varamıyor. İlla ki birilerinin sizi uyandırması gerekiyor. Kırıkkale’de iken sahip olduğum yeteneğin ben de farkında olmamışım. Yaptığım işleri de kendimce yeterli bulmadığımdan bu arenada boy göstermedim. Bu yıllarda başımızda kavak yelleri esiyordu. Bunların ortaya dökülmesini istemedik. Yaşadıklarımınız içimizde kalmasını tercih ettik. Daha doğrusu öyle gösterişe ve cakaya kaçan bir yanım olmadığından bu durumu es geçtim. Yazdıklarım benim dünyamda benimle kalsın istiyordum. Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bu şuna benziyor; elinizde bir sürahi su varken onu idareli kullanmayı düşünüyorsunuz ama kazmayı vurduğunuz bir yerden kaynak suyu fışkırıyor ve buna hükmedemiyorsunuz. Aradaki fark suyun taşkınlığından kaynaklanmaktaydı. Bu zaman sürecinde de bizim haznemize dökülen su bize yetecek kadardı. Aleme neşredecek kadar yoğun olmadığını gördüm.
 
BURSAARENA; Yazılı kitaplarınız var mı ? Daha doğrusu bugüne kadar kaç kitap yayınladınız ? Bunların niteliklerinden ve özelliklerinden bahseder misiniz ?
ALİ KAYBAL;   Bu güne kadar dört kitap yayınladım. Bunlardan üç tanesi şiir kitabı. Bu şiir kitaplarından bir tanesi çok özel. “Hülyalı Yarim” adıyla sadece eşim adına yazılmış 170 adet şiirden meydana gelmektedir.  Bunları yayınlarken de düzeltme yapılmadan ham haliyle yayınladım.
Şairlerin ifadesiyle şiirlerim uykuya yatırılmadan, gözden geçirilmeden acele edilmiş bir şekilde, sadece edebiyat dünyasına bir kitap katmak düşüncesiyle yayın hayatına girmiştir.
Diğer kitabım ise roman. 1980 öncesinde Bursa’da şehit olmuş Ülkücülerin hazin hikayelerini anlatmaktadır.
Ben yayınladığım kitaplardan ziyade yayınlamadığım kitaplarımla öne çıkmak istiyorum. Bu alanda kendimi şiirin Evliya Çelebi’si olarak görüyorum. Çünkü şiirle ilgili her alana girip en az bir beyit yazmışımdır. Neşredilmeye hazır kitaplarımın isimlerini ve özelliklerini bir bir sıralasam ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
 
BURSAARENA; Biraz önce “yayınlamadığım kitaplarımla öne çıkmak istiyorum,” dediniz. Doğrusu, yayınlanmamış kaç kitabınız var, ben de merak uyandırdı. Bilgi verir misiniz?
ALİ KAYBAL;   Bunlar uzunca bir liste. Bunları tek tek sıralayım:
Bursa şiirleri kitabı: 118 sahifedir. Aruz ve hece vezinleri ile besteye uygun olarak yazılmıştır.
Ankara şiirleri kitabı: 127 sahifedir. Hece vezniyle türkü modunda yazılmıştır.
Kırıkkale şiirleri kitabı: 109 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. Besteye uygundur.
Keskin şiirleri kitabı: 108 sahifedir. Hece vezniyle türkü modunda yazılmıştır.
Çelebi şiirleri kitabı: 26 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Gümüşhane şiirleri kitabı: 76 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Tekirdağ şiirleri kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Bodrum Gündoğan şiirleri kitabı: 54 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Van şiirleri kitabı: 172 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Divan edebiyatında Cinaslı şiirler kitabı: 119 sahifedir. Hece vezni ile yazılmıştır.
Divan edebiyatında Leffü neşir kitabı: 113 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Divan edebiyatında Nazire kitabı: 157 sahifedir. Hece ve aruz vezinleriyle yazılmıştır.
Divan edebiyatında Rubailer kitabı: 131 sahifedir. Aruz vezniyle yazılmış 615 rubai bulunmaktadır.
Divan edebiyatında Tevriye kitabı: 107 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Divan edebiyatında gazel kitabı: İki kitap halindedir. Hece vezni ile yazılmış olanı 152, aruz vezni ile yazılmış olanı 108 sahifedir.
Divan edebiyatında Vezni Aher kitabı: 139 sahifedir. Aruz ve hece vezni ile yazılmıştır.
Divan Edebiyatı ve örnekleri kitabı: 140 sahifedir. Aruzla yazılmıştır. Aruz ve özellikleri, Beyit, Divan, Gazel, Hicviye, Hüsn-ü Talil, İstiare, Kaside, Kinaye, Leff-ü Neşr, Mecaz, Nazire, Rubai, Şarkı, Tariz, Tecahül-i Arif, Telmih, Teşbih, Teşhis-ü İntak ve Tuyuğ sanatları hakkında örneklemeler yapılmıştır.
Halk edebiyatında hoyrat kitabı: 68 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. 324 adet hoyrat bulunmaktadır.
Halk edebiyatında maniler kitabı: 206 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. Cinaslı kesik mani, Cinaslı mani ve düz manilerden oluşmuştur. 1000 mani bulunmaktadır.
Halk edebiyatında ilahi ve methiyeler kitabı: 145 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Halka edebiyatında Koşma kitabı: 144 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. Tecnis koşma, yedekli koşma ve düz koşmalardan ibarettir.
Şarkı sözleri kitabı: Her biri 120 sahifeden ibaret 16 adet kitaptır. Aruz ve hece vezinleriyle karışık yazılmıştır. Besteye uygundur.
Türkü sözleri kitabı: Her biri 120 sahifeden ibaret olup, toplam 20 kitaptır. Hece vezniyle türkü modunda yazılmıştır. Besteye uygundur.
İl il Türkiye kitabı: 400 sahifedir. Hece vezniyle yazılmış olup, 81 vilayet için bir beyit, bir rubai, bir akrostiş, bir türkü ve vilayetin özelliklerini anlatan şiirlerden meydana gelmiştir.
Türkiye Güzellemeleri kitabı : Güzel Türkiye’mizin 81 vilayetini konu alan Halk Edebiyatı nazım şekillerinden olan Semai, koşma ve güzellemelerden meydana gelmiştir. Hece vezniyle yazılmış olup tamamı 4444 adet şiirdir.
Lafın özü deyimler ve atasözü kitabı: 289 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır. 520 adet atasözü ve 890 adet deyim bulunmaktadır.
Çocuk şiirleri kitabı: 194 sahifedir. Hece vezni ile yazılmıştır.
Serbest tarz şiirleri kitabı: İki adettir. Birinci kitap 118 sahifedir. İkinci kitap 138 sahifedir.
Yeni akım şiir anlayışında Ze-Mahşer şiirleri: 91 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Akrostik şiir kitabı: 105 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Çaprazlama şiirler kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Dönence şiirler kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır
Yeni Akım Gülce tarzında Gülce şiirler kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Serbest zincir şiir kitabı: 101 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Sonem şiir kitabı: 101 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Tekil şiir kitabı: 104 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Tuğra, Üçtuğ ve Üçgül şiir kitabı: 120 sahifedir. Hece ve aruzla yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Üçgen, Özge ve Yediveren şiir kitabı: 90 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Yeni Akım Gülce tarzında Yunusça şiir kitabı: 100 sahifedir. Hece vezniyle yazılmıştır.
Kitap yazmanın sonu yok.
Her gün denizden bir kova su boşaltır gibi yazmaya devam ediyorum inşallah.

BURSAARENA;Türk edebiyatında bu kadar eser üreten başka bir şair olduğunu hatırlamıyorum. Peki, şunu sormak istiyorum. Öncelikle merak ettiğim için.  Bir yazara bütün kitapları heyecan verir. Onun çocuğu gibidir. Kitaplarınız içerisinde en beğendiğiniz, “Beni anlatan” diye düşündüğünüz kitap var mı?
ALİ KAYBAL; Beni anlatan kitap olarak değil de benim özel olarak anlattığım kitaplar var. Bunlar kendi alanında özelliği olan kitaplar. Bunlardan bazıları edebiyat alanında ilkler olabilir. Bunlardan en önemlisi “Hülyalı Yârim” ismini verdiğim kitabım. İsmini eşimden alan ve ona ithafen yazılan 170 adet şiirden müteşekkildir. Bir başka kitap “Telmih” sanatının icra edildiği 550 Atasözünden ve 870 deyimden meydana gelen dörtlüklerin oluşturduğu “ Lafın Özü Deyimler ve Atasözü “ adını verdiğim kitabım.
 
Burada iddialı bir cümle sarf etmek istiyorum: Hiçbir şair yaşadığı şehir için benim kadar şiir yazmamıştır. Nasip oldu vilayetler serisi şiir kitaplarımı 81 vilayet için tamamladım. “Türkiye Güzellemeleri” adını verdiğim bu eser 4.444 (Dörtbin Dörtyüz Kırk Dört) adet şiirden meydana gelmektedir. Her vilayet için en az 50 adet şiir yazılmıştır.
 
Bu konularla ilgili olarak denenmemişleri deniyorum. "Vezn-i aher" denilen şiir çeşidinin üstadı hepimizin bildiği gibi Yavuz Sultan Selim Han’dır. Bu alan beni etkilediğinden bu türü bir kitap haline getirdim. Bir başka çalışmam da gazete haberlerini günlük takip ederek “Bu habere bu dörtlük yakışır” şeklinde hicve dönük bir çalışmam bulunmaktadır.
 
BURSAARENA; Yayınladığınız kitapların tümü şiir üzerine mi ? Başka çalışmalarınız var mı ? Roman, öykü v.s. edebiyatın diğer dallarında çalışma yapıyor musunuz ?
ALİ KAYBAL;  Köşe yazılarımın dışında yazdığım kitaplar var elbette. Elimde şu anda taslağını hazırladığım iki roman çalışmam daha var. Bunlardan bir tanesi “Kırım’dan Göç” ü konu alan bir kitap olacak. Bir anlamda geçmişime bir yolculuk yapacağım. Çekilen çilelere yer vereceğim.
 
İkinci olarak, çalışma hayatımda karşılaştığım olumsuzlukları belgelerle anlattığım bir deneme kitabım hazır olarak bekliyor. Yayınlandığı zaman epey gürültü çıkaracağını zannediyorum. Yaşanmış bu gerçekler elbette kimsenin hoşuna gidecek gibi değil. Belgelere dayalı bir kitap.
 
Üçüncü olarak, Türk siyasi tarihinin hafızası niteliğinde bir kitap. Geçmiş yıllarda meydana gelen olaylardan ve haberlerden derlenmiş bir kitap. Burada tekrar okunduğu zaman çok enterasan bilgilerle karşılaşacaksınız. Mesela bu günün iktidarı tarafından “Bütün okulların imam-hatipleşmesi “ programının aslında geçmiş bir hükümet döneminde alındığını ancak bu hükümet tarafından uygulandığını göreceksiniz. Yine bu günkü hükümet tarafından uygulanan Fetö ile mücadele kavramında “Fetöcü valilerin hükümete yerleştirilmesi” konusunun yine geçmiş bir hükümet tarafından yerleştirildiğini göreceksiniz. Bunlar bizin geçmişte unuttuklarımız. Kitap Türkiye üzerinde nasıl bir oyunun oynandığı yönünde bizlere ip uçları vermektedir. Bunları şimdi burada bahsetmeyeceğim. Bu kitap da baskıya hazır halde beklemektedir.
 
Dördüncü olarak, İslam’ı esaslara dayalı olarak görüp uyguladığımız ancak bunların yanlış olduğunun ayet, hadis ve günlük örneklerle desteklenerek anlatıldığı öğretici bir kitap. “Kur’an’ın gölgesinde Millet – Beyza Neden Perişan“ adını verdiğim ve inanç özelliklerimizi sorgulayan bir kitap. Bu kitabım da baskıya hazır olarak beklemektedir.
 
Beşinci olarak; Öküzün Boynuzlarındaki Dünya adını verdiğim bir kitap. Yine dini ağırlıklı, insanın yaratılış gayesini, amaçlarını ve uygulamalarını eğrisiyle doğrusuyla sorgulayan ve günlük hayattan örneklerle desteklenen, ayet ve hadislerle beslenen bir kitap. Baskıya hazır bir şekilde beklemektedir.
 
Altıncı olarak; Şapur Efendiler (Şerefi ve Ahlakı paraya uyarlı reziller) adını verdiğim bir kitap. Tarihte para, pul, rüşvet, şöhret gibi örneklerine yer verilen, günümüzden de örneklerin sergilendiği bir kitap. Baskıya hazır olarak beklemektedir.
 
Yedinci olarak, Güzel sözlerden, hadislerden ve ayetlerden teşekkül etmiş, konu başlıklarına göre derlenmiş bir çalışma. Örneğin, kitap hakkında kim ne demiş. Kaderle ilgili bir söz var mı? Varsa kim söylemiş. Kelam-ı Mürşid adını verdiğim bu kitap yaklaşık 870 sahifeden ibaret, baskıya hazır durumdadır.
 
Sekizinci olarak, hikâye ve uyarı tarzında bir denemem var. Saf bir Anadolu insanının olması gerektiği durumları, konu başlıklarına göre günlük olaylar şeklinde anlatılmış ilginç bir kitap. Olayın sonu bir ayetle pekiştiriliyor. İnsanlara faydalı olacağına inandığım bu kitabın adı da “Kaybolan Değerler.” Bunlar; ahlak, edep, fazilet, irfan, inanç gibi konuları içermektedir. Bunların basım ve yayın çalışmalarına nasip olursa en kısa zamanda başlamayı düşünüyorum.  Bu kitapların piyasada oynayacağı rolü şu anda bilemiyorum.
 
BURSAARENA; Ankara’ya geldikten sonra şiirle yoğrulduğunuzu görüyoruz. Şiire ayrılan zaman sanki biraz daha artmış gibi. Bunun özel bir nedeni var mı?
ALİ KAYBAL;   Daha önceden demiştim ya. Bir şeyler sizi uyarıyor. Dikkatinizi toplamaya sevk ediyor. Veya o anda size yüklediği bir coşkuyla siz işin ucundan bir gayret tutuyorsunuz. Bu işi ve yeteneği ortaya çıkaran ve hızlanmasına sebep olan bir olay oldu. Müfettiş olarak görev yaptığım Ego Genel Müdürlüğünde bizler araçlara inip binerken iş yeri kimliklerimizi gösterip geçeriz. Bazen yanımızda ifadesini almak istediğimiz insanlar olur, onlar da bizimle beraber aynı muameleyi görür. Yine böyle bir durumda eşimle birlikte geçiş yaparken güvenlik görevlisi eşime “Hanımefendi kimlik “ dedi. Ben de kulağına eğilerek, “Ben müfettişim, o da benim eşim, ‘” dedim. Güvenlik ısrar etti. Ben de kendisine “ Kimlik göstermiyor, hadi bir daha sor bakalım“ dedim. Ayrıca eş ve çocukların da geçmeleri için tanzim edilmiş kimlik kartları bulunmaktaydı. Kimlik sorulmasını Müfettişlik kariyerine yapılmış bir hakaret olarak algıladığım için olayı, Teftiş Kurulu Başkanlığına anlattım. Kurul Başkanı da bana, “Ama Ali bey eşiniz de kimlik göstermemiş,” dedi. Ben de “İfadeye getirdiğim bir insan olsaydı kimlik mi gösterecekti” dedim. Bu işi ne ben size anlatmış olayım, ne de siz bunu dinlemiş olun. Aslında ben kendi usulümce bunu halletmeliydim, diyerek odadan kızgın bir şekilde çıktım. Çıkışta bir arkadaş ne olduğunu sordu. Ben de olayı kısaca anlattım. O da bana, “Adam ne kızıyorsun yazarsın şimdi bir dörtlük, “ dedi. Ben de
“Dörtlük de yazarım. Dört dörtlük de yazarım,” dedim.
 
Hakikaten bu kızgınlıkla oturdum dört dörtlüğü olan bir hicviye yazdım. Harbiden Teftiş Kurulu Başkanına iyi gönderme yapmıştım. Ondan 5-6 tane çıktı alarak masamın üzerine bıraktım. Götürücüler (!) bunlardan bir tanesini alarak Teftiş Kurulu Başkanına götürmüştü. Ertesi günü Teftiş Kurulu Başkanı beni tekrar çağırarak şu konuyu bir görüşelim teklifinde bulundu. Bu olayda “Dörtlüğün gücü” nü böylece görmüş ve hissetmiş oldum. Bu olaydan sonra çevremdeki olayları daha dikkatli irdelemeye başladım. Ve bu benim şiir repertuarımın genişlemesine sebebiyet verdi.
Daha sonra kızgınlıkla yazdığım şiirleri bile "sevda yüklü mısralar" haline dönüştürdüm.

BURSAARENA; Edebiyat günlüklerine baktığımız zaman Başkent’te hemen hergün bir şiir etkinliği yapılıyor. Özellikle de Hamamönü civarında bu etkinliğin daha fazla olduğu dikkatlerden kaçmıyor.  Bu etkinliklerde sizin pek görülmediğinizi fark ediyoruz. Bunun bir nedeni var mı?
ALİ KAYBAL;  Bu etkinliklere bir iki defa davet üzerine iştirak ettim. Ancak bunların büyük birçoğunda organize edenlerin kendilerini ön plana çıkardıklarını gördüm. Ya da en azından ben böyle bir düşünceye kapıldım. Buraları kendilerinin bir Pazar tezgâhı gibi kullandıklarına şahit oldum. Bu nedenle de pek katılmak istemedim. Bu yönü kapatmak için de beste yapan bir arkadaşıma -Yavuz ŞANLI, Kendisi TRT terbiyesi almış bir kişi- onun istediği türden yarışmaya girecek tarzda şiirler vererek beste yapmasını ve yarışmalara iştirak etmesini sağladım. Bu çalışmalarda besteci arkadaşım Polatlı Belediyesi’nce düzenlenen Halk Türküleri yarışmasında 2 mansiyon aldı. Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği bir yarışmada Çocuk Şiirleri dalında bir mansiyon aldı. Ayrıca TRT’nin düzenlediği Çocuk Şarkıları yarışmasında bir güftem de repertuara girmeyi hak kazandı.
 
BURSAARENA;  Bazı şairler var ki adeta yazdıkları şiirlerle özdeşleşmiş gibidir.  Mesela bir “Baki” dediğiniz zaman hemen akla “aruz” geliyor. İşte bir “Orhan Veli Kanık” dediğiniz zaman akla hemen “serbest vezin” geliyor. İşte bir “Neşet” dediğiniz zaman akla hemen “türkü” geliyor. Bu şairlerin kendileriyle özdeşleştirdiği vezinler vardır. O vezinler dışında şiir yazmak istemezler. Sizin de hem aruz hem hece vezninde şiir yazdığınızı görüyoruz. Bu iki vezinde Ali Kaybal’ı nasıl değerlendirirsiniz?
ALİ KAYBAL;   Aruzun üstadı “Tevfik Fikret” gibiyim bazen. O da hece veznini çekinmeden kullanmıştır. Ben de veznin her türlüsünü denedim. Bu yönde bir çekincem olmadı. Yukarıda yazdığım eserlerin birçoğunun aruzla yazıldığını ve aruzun da çeşitli kalıplarının kullanıldığını görebilirsiniz. Ancak tarihi seyri içinde kullanılması gelenek haline gelmiş vezinler var. Mesela rubaide kullanılan vezinler. Millet olarak bu vezinleri kullanmışız. Dolayısıyla bu geleneğin dışına çıkmadım. Hece vezninde de aynı kullanımı gösterdim. 7’li, 8’li, 9’lu, 10’lu, 11’li ve 14’lü en sık kullandığım ölçüler olmuştur. Nadiren de 16’lı kullanmışımdır.
Başlangıç da zorlanıyorsunuz. Ancak daha sonra mantalitesini çözdüğünüz zaman kaleminiz ister istemez bu yöne kayıyor. Benim kendime has bir özelliğim var. Ben o gün hangi duruma odaklanacaksam, sadece o vezin ve kalıp üzerinde şiirler yazıyorum. Bütün günümü bu konu üzerinde yoğunlaştırarak geçiriyorum. İşin başında sükûneti sevdiğimi söylemiştim. Sükûn bulduğum bir ortamda alt yapısını hazırladığım zaman arka arkaya birden fazla şiir yazdığım olmuştur. Bir kitabı 3 gün içinde yazdığım olmuştur. İşin pratik yönünü bulduğunuz zaman bu göründüğü kadar zor olmuyor tabi ki. Bazen öyle bir yoğunlaşma durumuna giriyorum ki, eşimle konuşurken bana bazen “Sen benimle konuşmuyorsun..” diyor.
 
BURSAARENA; Hece vezni için bu milletin kullanabileceği en uygun vezin deniyor. Halkın günlük konuşma dilinde geçen ve her yaştan insanın anlayabileceği kelimelerin kullanılıyor olmasını hece vezni için avantaj olarak düşünüyor musunuz ?
ALİ KAYBAL;   Şu an için avantaj olarak görülen durum bir sonraki nesil için dezavantaj şekline dönüşebilir. Bu avantajlık durumu sadece türkülerde görebiliriz. Bunun haricinde görmek pek mümkün olmayabilir. Ben “sanatın sanat için yapılması” tarafıyım. Dolayısıyla bu gün için anlaşılmaz denen kelimelerin bir sonraki döneme taşındığında getirisinin çok daha fazla olacağına inanıyorum. Eğer bu üslup kullanılmamış olsaydı Halk Edebiyatımızın bir sonraki nesile intikalinde kesintilerin olması gerekirdi. Doğaçlama olarak üretilen halk türkülerimize baktığımız zaman herkes kendi lisanını ve tarzını yansıtmıştır. En belirgin özelliği de Neşet Ertaş’ın dilinde bulabiliriz. “Gönlüm” yazılıp da “gonüm” geçen mısralar bunun en güzel yansımasıdır. Bölgeye münhasır bir kelimedir. Tekrarlayanlar da bu işin zorluğunu görmeden kabullenmişlerdir.
 
BURSAARENA; Hece ile aruz veznini karşılaştıracak olursak neler söylersiniz?
ALİ KAYBAL; “Hece millidir” dersek, “Aruz dünyadır” derim. Sanatın bütünlüğünü nakşetmesi yönünde aruzun özelliklerinin çok daha ağır bastığını göreceksiniz. Aruzda kullanılan ölçülerin hem halk hem de divan edebiyatında geçerli olacak bir yönü var. Hecenin avamın kaynağı olduğunu düşünürsek, aruzun daha üstlerde bir yer edindiğini söylemek mümkündür. Aruzun kullanıldığı alanlarda heceyi kullanamayabilirsiniz. Ama hecenin kullanıldığı alanlarda aruzu rahatlıkla kullanabilirsiniz.
 
BURSAARENA; Gerek aruz gerek hece vezni ile gerekse serbest vezinde  yazdığınız şiirlerinizin konusunu oluşturan olaylar nelerdir?
ALİ KAYBAL;   Ben hisli bir insanım. Duygularıma tercüman olmasını istediğim için ağırlıklı olarak sevda ve sevgi konularını işlemişimdir. Bir aşkta olması gereken parçaları ele almışımdır. Daha çok da gül ve bülbül temalarını kullanmışımdır. Mutlaka bir gül açtırırım. Gülün üzerinde de öten bir bülbül görürsünüz. Bu temalar benim her zaman hoşuma gitmiştir. Ayrıca gülün tasavvufi olarak bir anlamı olduğunu da hepimiz biliyoruz.
 
BURSAARENA;  Şiir yazarken nelere dikkat ediyorsunuz? Günlük olaylardan etkileniyor musunuz?
ALİ KAYBAL;   Hani derler ya, her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır. Ben de etkilenmekten ziyade arının çiçekten koz aldığı gibi istediklerimi alıyorum. Onları kendi çekim alanıma alıyorum. Daha çok almak istediğim şeyi yoğuruyorum. Ya da tema birden sizin karşınıza çıkıp ben buradayım diyebiliyor. Bir gün terminale gitmiştim. Orada iki gencin birbirine sarıldığını gördüm. Erkek otobüse biniyor, tekrar aşağı iniyor, kıza sarılıp tekrar biniyor. Bu hareket 4-5 kez tekrarlandı. Bu durumu “Döne döne sarıl bir daha” başlığıyla kaleme almıştım. Ya da metro da giderken bir afiş dikkatimi çekiyor. Bir tedavi merkezi “Bu gün kendinizi nasıl hissediyorsunuz?..” diye afişe başlık atmış. Ben şimdi bu başlığa cevap olacak tarzda bir şiir yazıyorum. Ya da yanımdaki birisi çok enteresan bir cümle sarf ediyor. Bunu hemen bir yere not ediyorum.

İnsan rüyasında şiir yazar mı? Size enteresan gelebilir. Ben yazdım. Birçok kere rüyamda yazdığım şiirleri gecenin 03.00’ünde kalkarak kâğıda döktüğüm olmuştur. İlhamın nerede ne zaman geleceği belli olmuyor. Ben tuvalete de giderken kâğıt kalemim yanımdadır. Yatmaya giderken de kâğıt kalemim başucumdadır. Uykuya dalarken kalkıp yazdığım şiirlerim vardır. Bu durumda eşim benimle, “yine kim geldi” diyerek dalga geçer.

Beni çok etkileyen ve şiir yazmana neden olan bir olay daha var: Radyoda çalan bir müzik parçası… Parça içinde geçen bir cümle ve ritimle birlikte kafamda hemen bir senaryo oluşur. Çalınan parça bitene kadar ben bir şiir yazıyorum.

Bir de en çok kızdığım zaman… Beyin hücrelerimin her birinden aynı anda yüzlerce kelime fışkırır. Bunları arka arkaya not almakta çok zorlanıyorum. Aldığım zamanda 5-6 tane şiir yazabilecek bir done oluşuyor.

BURSAARENA; Klasik bir soru ama kaç yıldır şiir yazıyorsunuz? Şiir yazmanızda sizi etkileyen bir olay oldu mu? Sizi teşvik eden bir usta var mı?
ALİ KAYBAL;   Lise yıllarında başlamıştım şiir yazmaya. Geriye dönüp sayarsak 40 yıl gitmemiz gerekecek. Yazdığım ilk şiir, kavak yellerinin başımızda estiği dönemlerdi. Ve ilk şiirimi de akrostiş olarak serbest vezinde yazmıştım. Kime olduğunu sormaya gerek yok tabii. Harfler yukarıdan aşağıya doğru onun adını yazıyordu. Daha sonra ara sıra yazmaya devam ettiğim şiirlerde duygu yüklü şiirlerdi. Bu işe başlarken bir ustanın etkisinde kalıp ondan el almış değilim. Bu iş herhalde soya çekimden kaynaklanıyordu. Bu alanda doğaçlama yapan bir dayım vardı. Amcamın da ara sıra beyitler döktürdüğünü görüyordum. Amcamın da benim gibi bir mahcubiyetinin olduğunu ve yazdıklarını ortaya çıkarmadığını yıllar sonra anlamıştım. Daha sonra bu işi geliştirmek adına ustaları incelediğimi söyleyebilirim. Onlara da hiçbir zaman yetişemeyeceğimi bu vesile ile de anlamış oldum. Bizimki kendi çapında bir gönül eğlendirme olarak kalıyordu.
 
BURSAARENA;  Siz şiirlerinizde “Dermani” mahlasını kullanıyorsunuz. Bu mahlası bir usta mı verdi ?  Bu mahlası nasıl edindiniz ?
ALİ KAYBAL;   Bir ustanın elinin altından geçmediğimiz için, kendi kendimize gelin güvey olduk. Madem şiir yazıyoruz bir de mahlasımız olsun dedik. Mahlası ben kendim kullandım. Bu yolculuk kendi çabam. Yani bir nevi sondaj sonucu fışkırma diyelim.
 
BURSAARENA; Şiir yazarken kullandığınız bir yöntem, kendinize has bir özellik var mıdır?
ALİ KAYBAL;   Hani ne derler? “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” Ben de yoğurdu bir başka yerim. Şiirlerimi yazarken kendime has bir yöntemim var. Ayrıca şiir yazmada kullandığım kafiye defterim var. Bunları özel olarak hazırladım.
Şiirlerimi yazarken sağdan sola ve aşağıdan yukarı doğru yazarım. Bu benim için binanın temel atılış projesi gibidir. Uygulamamı buna göre yaparım. Hece vezinlerinde genellikle abab veya aaba kafiye ölçüsünü kullanırım. Aruzun zaten kendisine has kalıpları ve ölçüleri vardır. Mecburen onlara ayak uyduruyoruz.
 
BURSAARENA; Sizi etkileyen yerli ya da yabancı şairleri söyleyebilir misiniz?
ALİ KAYBAL;   Divan edebiyatında çok miktarda var. Baki, Fuzuli, Nedim, Süleyman Çelebi, Mehmet Akif Ersoy, Ömer Hayyam benim en çok dikkatimi çekenler. Özellikle Sultan-u Şuera olarak bilinen Baki’nin teşbih ve benzetmelerine hayran kalmamak elde değil. Aklınıza gelebilecek sanatları en mükemmel şekilde kullanmış. Bir başkası Ömer Hayyam. Yukarıda da ifade etmiştim. İlk bakışta insanlar meyhor olarak görüyorlardı. Şiirin içinde mistik bir havayla dünyayla dalga geçtiğini görüyorsunuz.
Ölçüyü kullanma adına Yunus Emre’yi es geçmek olmaz. Karacaoğlan’ın ezgilerinden etkilenmeyen olur mu diye düşünürüm. Âşık Veysel’in kalp gözüyle yazdıklarını görmemezlikten gelemeyiz. Arif Nihat Asya’yı milli değerlere ve bayrağı sahiplenen Şair olarak tanırım.
Yakın zaman şairlerinden Abdurrahman Karakoç, istisnasız kabul edilmesi gereken bir otorite. Onun yazdığı her türlü şiiri gıptayla okurdum. Bu alanın diğer bir versiyonu da Âşık Mahzuni’dir diye düşünüyorum. Necip Fazıl’ın beyitleri benim için çok mükemmeldir. Anlatılmak istenileni iki mısra ile vurguluyordu.
Türk edebiyatının şair ve yazarları kendi çapında bir deha, ayrı bir dünya. Onları ayrı tutmak mümkün değil. Ben sadece benim dikkatimi cezb edenleri söylemeye çalıştım.
Yabancı yazarlardan benim dikkatimi cezbeden Muhammed İkbal’dir. Hem şairliğiyle ve hem veciz sözlerle öne çıktığını biliyorum.
Beni şiir yazmada etkileyen sadece şairler olmamıştır. Mesela hemşerimiz Ressam Rahmi Pehlivanlı da beni bir eser yazmada tetiklemiştir. Onun “ İl il Türkiye “ adlı bir resim çalışması olmuştu. Ben de ondan esinlenerek, mısralarla neden İl il Türkiye olmasın, diyerek bu konuda 81 vilayeti içeren bir kitap yazdım. Bu eser rahmetli ressamımızın bana verdiği bir ilhamla ortaya çıkmıştır.
 
BURSAARENA;  Nice şairler biliriz ki eleştirilmekten hoşlanmazlar. Size sormak istiyorum. Siz eleştiriden  hoşlanır mısınız ? Genel olarak şiirlerinize yapılan eleştiriler sizi tatmin ediyor mu?
ALİ KAYBAL;   Aksine eleştiriler hoşuma gider. Bilenler sanat açısından eleştiri yaparlar ki, bunları her zaman ön plana çıkartırım. Bilmeyenler de hoşuna gidip gitmeme açısından eleştirirler. Bunları da hoş görüyle karşılarım. Bu görüntü daha çok eleştiriden ziyade beğeni yönüne kaymaktadır. Hakir görmek olarak anlaşılmasın. Bu durum horozun önüne inci tanesi konulmasına benzer. Onun aradığı kendi işine yarayacak darı tanesidir. Bu nedenle eleştiriler benim zoruma gitmez. Her eleştiriden yeni bir şiir çıkartıyorum. Öyle ki yapılan eleştiriler anında bir dörtlüğe dönüverir. Ayrıca bu eleştirileri şu şekilde değerlendiriyorum: Herkesi memnun edemezsiniz. Ama herkesin hoşlandığı bir tarz vardır. Ben sadece bu tarzı bulup bu kişiye hitap edememişimdir. Bir yerde şöyle bir yazı dikkatimi çekmişti; “ Herkesin bir resmi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur,” diye. Ben resmi olan herkesin mutlaka bir şiiri olmalıdır, diye yola çıktığım çok oldu. Şiirler kişinin vesikalık fotoğrafına benzer. Yazılan beyitin, dörtlüğün ve şiirin kendi resminin olmasını ister. Onu tarif ederseniz mesele kalmıyor. Eleştirinin aslı da yazılanların kendisine değil bir başkasına hitap ettiğindendir.
 
BURSAARENA; Şiirle ilgili  son olarak şunu sormak istiyorum: Şiir yazmak isteyen genç kardeşlerimize tavsiyeniz var mı? İkinci olarak da şairler ne zaman emekli olur, siz emeklilik düşünüyorsunuz ?
ALİ KAYBAL;   Şiirlerin hem toplumsal hem de ferdi olarak etkisi vardır. Toplumsal etkisi yönlendirici olmasıdır. Birçok insanın bu vurgulu ve sihirli mısralardan farkında olmasa da etkilendiklerini düşünüyorum. Etrafınıza bakarsanız, politikacısı, doktoru, esnafı, hatta köşe başında duran bir mısır satıcısı bile bir konuyu anlatmak isteyen kişi, anlattıklarına heyecan katmak için, söylediklerini pekiştirmek için, insanları etkilemek adına mutlaka şairlerin sözlerini ya işin başında ya da sonunda kullanırlar. Bu kadar etkili ve kaplama alanı geniştir.
Ferdi olarak da ruhta bir rahatlama bir genişleme imkânı tanıyor. Diyebilirim ki bütün sıkıntılarımı deşarz ediyor. Biraz latife yollu olacak ama küfür etmek istediğim zaman bile bu yolu kullanıyorum. Tabii edebi ölçüler içinde. Edebi sanatları kullanarak yapıyorsunuz bunu. Direk sin kaflı kelimeler zaten abesle iştigal teşekkül eder. Hiciv dediğimiz bu yolu çoğu kez kullanmışımdır.
Emeklilik konusunda da daha emeklilik safhasına gelmedim. Emekli olan şair duymadım. Son nefesimize kadar mısraları sığdıracağımı düşünüyorum. Son nefesimizde bile Azrail’in kapımızı çalışını konu edinebileceğimizi şimdiden beyan ederim. Ayrıca emekliliği düşünen insanın bu dünyadan ilişkisi kesilir. Ben ilişkiyi kesmeden öbür taraf için hazırlık yapmaktayım inşallah.
 
BURSAARENA; Hani derler ya "zurnanı zırt dediği" bir yer. İsterseniz şimdi Bursa’da büyük bir sansasyon meydana getiren “Kurşunla Noktalanan Sevdalar” adlı kitabınıza gelelim. Burada “Ülkü Ocaklarında Çilingir Sofrası”  adlı bir ibareniz yer almıştı. Bunun neticesinde kamu oyunda büyük bir çalkantı meydana gelmişti. Ne diyorsunuz ? Gerçekten böyle bir şey oldu mu ?
ALİ KAYBAL; Yanlış oluşan bu kamuoyundan elbette olumsuz olarak etkilendim. Ancak kitapta daha önemli mesajlar var iken bir cümlenin cımbızlanıp alınması doğrusu garibime de gitti. Bir konu ile ilgili olarak herkesi memnun edemezsiniz. Olayı mizahi bir yönle izah etmek istersek; Hani Bektaşi camiye girmiş, “Allah’ım bana bir şarap parası “ diye dua etmiş. Bunu duyan yanındaki sünni vatandaş da “Vay hınzır camide şarap parası istenir mi “ demiş. Bektaşi de cevabı yapıştırmış. “Valla herkes kendinde olmayanı ister..”
Durumu tersinden okumaya çalışırsak, bizim bu olayımızda da herkes kendinde var olanı ortaya koymaya çalıştı. Kendileri için en uygun olan cümleyi alıp yola düştüler.  Gam değil.. Var olan bir şeye yok demek gibi bir alışkanlığım, karakterim yok. Varsa vardır, yoksa yoktur.. 1978 yıllarında yanımda bir arkadaşımla öyle bir sofranın varlığını gördüm. Ama kimler içti, kimler içmedi onu görmedim. Ben arkadaşımla birlikte kurulu sofrayı gördüm. O günün insanları hala hayatta. Gidin onları sorgulayın.
Ben bunları yazdım diye, benim “ülkücü olmadığımı” söyleyenler oldu.
Benim “hain olduğumu” söyleyenler oldu.
"Ülkü ocaklarında böyle bir şeyin olamayacağını" söyleyenler oldu.

BURSAARENA; Bunlar gerçek miydi ? Yanılmış olamaz mısınız ?
ALİ KAYBAL;  Şimdi sizi karşımda gördüğüm gibi gerçekti.  Ben var olan bir şeyi söyledim. Olmayan bir şeyi söylemedim. İkinci olarak, var olan bir şeye, ben yok dediğim zaman, veya bir başkası yok dediği zaman onu ortadan yok etmiş olmuyorsunuz.  Şöyle düşünün. Bir insanla evlisiniz. Bir müddet sonra şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrılıyorsunuz. Ayrılık yaşıyorsunuz diye, size sordukları zaman bu evli geçen dönemi yok mu sayacaksınız. Yaşadığınız bu kısmı nasıl çıkaracaksınız. Bu sizin hayatınızın bir parçası. Sizinle var olmuş bir süreç. Bunu inkar etmek neye yarayacak. İnkar yerine daha rantabl tedbirle alınması yoluna gidilmelidir.  Onu yok saymanız, aksine onu küllendirerek daha tehlikeli bir kıvama gelmesi için hazırlamış oluyorsunuz demektir.  Ya da ölümcül bir hastalığın pençesinde kıvranıyorsunuz. Bunu yok saymakla o hastalıktan insan kurtulmuş mu olacak. Bu hastalık daha da artarak şiddetli bir şekilde kendini gösterecektir. Nitekim yıllar sonrasında gelişen olaylar benim bu düşüncelerimi doğrulayacak tarzda artış göstermiştir.
 
BURSAARENA;  Siz hiç içki içtiniz mi ?
ALİ KAYBAL; Hayır, hayatımın hiçbir döneminde içki içmedim. Ağzıma bir damla dahi içki koymadım. Bu aldığım tedrisatla ilgili bir şey..  Yalnız birkaç kez sigara içtim. O da, bazı arkadaşlar tutulan sigarayı alıp içerdi. Onlar kendi sigaralarını da ceketin iç cebinden bir tane çıkarıp yakarlardı. Bunların sigarasından bir tane alıp yakardım. Ondan bir nefes çekip atardım. Geriye dönüp onlara “Adamlık öğren, almasını biliyorsan, ikram etmesini de bileceksin” gibi latife de yapardım.
 
BURSAARENA; Peki bu bir kızgınlığın eseri olabilir mi ?
ALİ KAYBAL; Bahsedilen tarihte bir kızgınlığın düşünüleceği zaman değildi. İnsanların birbirlerine samimiyetle sıkı sıkıya bağlandığı bir dönemdi.  Herkes bir hedef için çalışıyordu. Ancak bu hedefe yürümede bazı yanlış kişilerin yanlış yapabileceklerini de unutmamak gerekir diye düşünüyorum.
 
BURSAARENA; Bunları neden yazdınız. Bu ifadelere gerek var mıydı ?
ALİ KAYBAL; Her şeyden önce bu kitap “Ülküm Eğitim Kooperatifi” ne yardım amaçlı telif hakkı hibe edilmiş bir kitap.. Bütün geliri de bu kurumumuza aittir.  Bu kuruluşun bir de yayın kurulu vardı. Ben bu kitabı yazıp onlara verdim. Tekrar gözden geçirmiş değilim. Bu ibareler yayın kurulunun da gözünden kaçmış. Kitabın piyasaya arz edilmesinde MHP ve Ülkücü kuruluşların da katkısı olmuştu. Bu ibareler ortaya çıkınca, hizmetten başka hiçbir düşüncesi olmayan bu insanlara bir saldırı başladı. İşte bu zaman ben yazdıklarıma sahip çıkmak zorunda kaldım.
 
Kaldı ki bu ibareler bir sırrın ifşası anlamında kullanılmamıştır.
Aksine “daha büyük badirelerin yaşanmaması” adına “ikaz” ve “uyarı” mahiyetinde yazılmıştır.
Şimdi beni hainlikle suçlayanlara,
"Ülkü ocağında böyle işler yapılmaz" diyenlere,
"Sen ülkücü değilsin" diyenler şunu soruyorum;
Bu olaydan yıllar sonrasında meydana gelen, 2011 Milletvekilliği seçimlerinde “Kaset Skandalı” olarak kamu oyunu meşgul eden olayda kimler "ülkü ocağı başkanlığı” yapmıştı. Önce buna cevap versinler.  Bunlardan bir tanesi 1978 yılı ülkü ocağı başkanlığı yapmıştı. Benim bildiğim diğer bir tanesi de Fatih Ülkü ocağı başkanlığı yapmıştı. Bunları nereye gömeceksiniz?..  Bu gün de aynı şeyler geçerlidir. Bu konuyla ilgili olarak tedbir mahiyetinde programlar hazırlamadığınız sürece hep hüsrana uğrayacaksınız.  İktidar olmak istiyorsunuz. Ama tedbir mahiyetinde bir şeyiniz olmayacak.
Bu kargaşada en büyük zararı Ülküm görmüştür. Zira gelirden mahrum kalmıştır. Bu kitap yüzbin baskı yapacak şekilde hazırlık yapıyordu. Ancak bu insanların bu şekilde hışımla bir hareketi bu işe mani oldu.  Ülküm kooperatifinin elde edeceği gelirleri bir anda sıfıra indirdi. İşin çığırtkanlığını yapan bu insanlar bu yolda örneğin "bir öğrencinin yurt edinmesi" için bir kuruş vermiş kişiler de değiller. Ancak kopardıkları vaveylalarla bu geliri yok etmişlerdir. Büyüyen bir çınarı kesmişlerdir.
 
BURSAARENA; Siz içki içmediğiniz için mi böyle bir savunma yapıyorsunuz ?
ALİ KAYBAL; Hayır, ben içki içmediğim için veya bu yerde içki içildiği için böyle savunma yapmıyorum. Ben “böyle bir yerde içki içilmemesi gerektiği” yönünde savunma yapıyorum.  Git dağın başında iç. Git evinde iç.. Ama burada içki içme..  Burasının bir “dergah” gibi, bir “mescid” gibi düşünülmesi gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum. Burası bir “Hak davası”nın yönetim merkezidir.  Yoksa kişilerin içtiği içki beni ilgilendirmez. Kişi içtiği içkiden kendisi sorumludur.  Bunun dini dayanakları da vardır. Bir hadisi şerifinde Peygamber Efendimiz “Müslüman, içki içer, zina yapar, hırsızlık yapar, ama asla yalan söylemez" buyuruyor. Şimdi bu insanlar bir hak davası olarak gördüğümüz Ülkücülük davasının neferleri burada böyle bir olayın olup olmaması yönünde yalan söyleyip söylemediklerine bakacaklar.
İkinci olarak "burası bir hareketin merkezi" dedik. Onun için burada içki içilmesi abesle iştigaldir. Şimdi bana söyler misiniz ? Hangi aile sarhoş bir şoförün kullandığı servis aracına çocuğunu bindirir ?  Bu şoförün kullanacağı aracın bir felakete gideceği aşikar değil mi ?
 
BURSAARENA; İçkiye neden bu denli karşısınız ?
ALİ KAYBAL; İçkiye karşı olan sadece ben değilim. Her şeyden önce bir hak davasını savunuyorsak, bu davanın hükümlerine uymak mecburiyetimiz vardır. Yaradan kutsal kitabımızda “Sarhoşluk veren şeyin bir damlası da haramdır”  diyerek bunu yasaklamış.. Peygamberimiz “bütün kötülüklerin anası içkidir” demiş. Öyleyse bu melanetten uzak durmak lazım diye düşünüyorum.
 
Sonra bu işe karşı olan sade ben değilim. Eğer Bursalı hemşerilerimiz Bursa’nın manevi mimarı Emir Sultan’a baksalardı bana hak vereceklerdi.
Bildiğiniz gibi Emir Sultan Yıldırım Beyazıd hanın damadıdır. Yıldırım camisi açılmadan önce kontrole giderler. Bir ara Yıldırım Beyazıd Emir Sultan hazretlerine sorar ;
-Camiyi nasıl buldun, der,
Emir Sultan hazretleri de kinayeli olarak ;
-Cami çok güzel ama köşesinde bir meyhanesi eksik sultanım.. der
-Camide meyhanenin ne işi var,
-Siz camiye meyhane koymuyorsunuz ama,  Yaradan’ın yarattığı ve kendisinin yer aldığı bu bedene içkiyi koyuyorsunuz,.. diye o manidar cevabını verir.

BURSAARENA; Peki içkiye bu denli karşısınız da şiirlerinizde neden “kadeh”, “şarap” gibi temalara yer veriyorsunuz ?..
ALİ KAYBAL; Sizin de bahsettiğiniz gibi bunlar birer temadır. Yerine göre şekil değiştirirler. Kadeh ve şarap temalarını kullanmak onu içtiğiniz anlamına gelmez.  Kur'an'da da bu yönüyle ayetler var. Tıpkı şuna benzer. Bir ağaç bir marangozun eline düştüğü zaman, ondan masa, sandalye yapabilir. Bir heykel traşın eline düştüğü zaman ondan bir kadın heykeli yapabilir. Bir inşaat ustasının eline düştüğü zaman ondan bir iskele yapabiliyor.
 
Bu işte en mahir olanları da bana göre Divan Edebiyatının ustalarından Baki ve Ömer Hayyam’dır.
Baki’nin inanılmaz bir teşbihleri var bu noktada. Adeta konuşturuyor. En latif, en zarif örneklemeleri görebilirsiniz.
Ömer Hayyam’a baktığınız zaman onu gerçekten içkinin başından kalkmayan bir ayyaş olarak görürsünüz. Herkes de öyle bilir.  Ama Ömer Hayyam bence içki içenlerle dalgasını geçiyor. Şimdi dikkatli durun. Bu insanın kısaca hayat hikayesine bir göz atalım;
 
Bir adam düşünün ki;
Filozof,
Kök sayılarına kök söktürmüş bir Matematikçi,
“Ya Rabb! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum." diyecek kadar ihlaslı Anadolu Fatihi Alparslan’ın, önünde ağabeyleri var iken Veliaht ilan edilmiş oğlu Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşâh tarafından İsfahan'da kurulan gözlemevinin başına getirilen bir Atronom,
Dünyanın önde gelen bilim adamlarından;
Ve bu adam sarhoş, öyle mi ?..
Yoksa kendini dünya hayatına kaptırmış şeytanın meczuplarıyla dalga geçen bir dahi mi ?
 
BURSAARENA;  Sayın Ali KAYBAL bu söyleşi için zaman ayırarak Bursa arena ailesi  olarak bizi memnun ettiniz. Bunun için teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki edebiyat çalışmalarınızda, yazılarınızda  ve sosyal yaşamınızda size başarılar diliyoruz.
ALİ KAYBAL;  Bursa Arena ailesine ben teşekkür ederim. Böyle güzel bir imkanı bana tanıdığınız için.

  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ali kaybal 2 yıl önce

Ümit ediyorum, diğer arkadaşlarla da yapılacak röportajlar yeni bir yazı serisi oluşturmalıdır. Bursa arenaya bu yakışır.

Avatar
ali kaybal 2 yıl önce

Bu güzel söyleyişi hazırlayan değerli Hemşerim Hüsamettin Taşdemir ve bursa arena ailesine en kalbi teşekkürlerimi sunarım. Öyle zannediyorum ki, bu söyleşi ile hem bizim kişiliğimiz ile ilgili hem de oluşan olaylarla ilgili olarak mühpem olan yerlere açıklık getirdiğimizi düşünüyorum. Amacımız kendimizi övüp, başkalarını yermek değil. Biz insanı "Eşrefi Kamiliin" olarak gördüğümüz için onların yapılan hatalardan da olduğunca uzak kalması yönünde bize düşen ikazların yapılması yönünde salık verdik. Umarım tekrarında yanlış anlaşılmalar olmaz. Tekrar en kalbi teşekkürlerimle

Avatar
Hüsamettin Taşdemir 2 yıl önce

Biz teşekkür ederiz Hocam. Gazetemize ve Türk Edebiyatına sağladığınız katkıları biz biliyoruz. Elinize, emeğinize, göz nurunuza sağlık..

Avatar
Erdoğan aydin 2 yıl önce

Güzel bir soylesi

Misafir Avatar
ali kaybal 2 yıl önce @Erdoğan aydin

Teşekkürler Erdoğan bey

Beğenmedim! (0)
Avatar
Hülya k. 2 yıl önce

Güzel bir söyleşi. Devamı gelir diyorum

Misafir Avatar
ali kaybal 2 yıl önce @Hülya k.

Teşekkürler

Beğenmedim! (0)
Avatar
Erdoğan Aydın 2 yıl önce

Rahmi Pehlivanlı, Hacı Taşanla birlikte Anadolunun sönmeyen ışıkları devam ediyor. Bu tür söyleşilerle Edebiyata gönül vermiş insanları öne çıkması çok güzel. Bu güzel söyleşi onu gösteriyor.

banner19