Türkiye Selçuklu Devleti (1075-1308), tarih içerisinde büyük bir öneme sahip bir devlet olmuştur. Özellikle I. Alâeddin Keykubâd döneminde (1220-1237) en parlak devrini yaşamış ve onun ölümünden sonra Moğol istilasıyla duraklama, gerileme ve çöküş devrine girip yıkılmıştır. Türkiye Selçuklu Devletinin yıkılışında, Moğol istilası ilk bakışta en önemli dış etken gibi gözükse de meselenin temelinde devlet yönetimindeki bozulmalar yatmaktadır. Çocuk yaştaki dirayetsiz hükümdarlar ve şahsi iktidarını kurmaya çalışan muhteris devlet adamları yüzünden bozulan idare mekanizması, buna bağlı olarak ülkede meydana gelen siyasî, sosyal ve ekonomik düzensizlikler devleti yıkılışa sürüklemiştir. Devletin içine düştüğü bu siyasi buhran döneminde Moğolların saldırıları ve ülkenin iç işlerine müdahaleleri, içte bozulmuş bir devletin dışarıdan gelen saldırı ve müdahaleler karşısında ne kadar çaresiz kaldığının en acı örneklerinden biri olmuştur.

Türk devlet geleneklerine göre bir kişinin hükümdar olabilmesi için onun hanedan üyesi olması ve hükümdarlığının devlet ricali tarafından kabul edilmesi yani ona biat edilmesi şarttı. Başa geçen yeni hükümdar devlet içerisinde özellikle merkez teşkilatında kendine yakın insanları önemli görevlere getirir ve kendi kadrosunu kurardı. Devlet adamları oluşacak yeni hükümette önemli görevlere gelmek ve dışlanmamak için seçilecek yeni hükümdarın kendi destekledikleri kişi olması için mücadele ederlerdi. Devlet ricali içerisinde farklı nedenlerle oluşan grupların kendi aralarındaki mücadeleleri yeni hükümdarın seçilip yönetime tam hâkim olmasıyla sona ererdi. Yeni hükümdar seçildikten sonra kendini desteklemeyen kişileri çeşitli yollarla tasfiye eder ve yönetimden uzaklaştırırdı. Ancak hükümdarın çocuk yaşta olması ve buna bağlı olarak dirayetsizliği söz konusu olunca, yeni hükümdarı belirleyen devlet adamları kendi iktidarlarına karşı tehdit olarak gördükleri karşı zümreyi ortadan kaldırmak için mücadele verirlerdi. Bu mücadeleler değişik suç isnatları ile idam, recm, suikast ve sürgün gibi çeşitli şekillerde yapılırdı. Mevcut hükümdarın ölümü ardından yeni seçilecek hükümdarı belirlemek isteyen devlet adamları bazen adî yollara başvururlardı. Seçtikleri hanedan üyesini hükümdar ilan etmek için şartları hazırlayan bu zümre mevcut hükümdarı sinsi bir şekilde öldürür ve plânlarını uygularlardı. Bu yolla seçtikleri hükümdar sayesinde güçlenmeyi plânlamak devlet geleneği şöyle dursun insanlığa bile yakışmayan bir davranıştı.

Türkiye Selçuklu Devleti tarihinde devlet adamlarının hükümdarın üstünde güç sahibi olması konusunu iki ayrı dönemde ele almak gerekir. Birincisi, I. Alâeddin Keykubâd’ın ölümünden sonra çocuk yaşta (13-14) olan II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in hükümdar olması (1237-1246) ile yönetimin vezirlik makamı ile Sadeddin Köpek (1220-1239) adlı devlet adamına geçtiği süreçtir. Konya'nın saygın ailelerine mensup olduğu ve annesinin adının Şehnaz Hanım olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır. Yaptırmış olduğu kervansarayın kitâbesinden adının Köpek b. Muhammed, lakabının Sâdeddin olduğu anlaşılmaktadır. Sadeddin Köpek bin Muhammed oldukça kurnaz ve çeşitli hasletlere sahip bir kişilikti. Kendisi vezir-i azamlığı dışında iyi bir de mimardı.

I. Alaeddin Keykubad'ın 1226-1236 yılları arasında Beyşehir gölü yakınlarında yaptırdığı Kubadabad Sarayı'nın mimarının Sadeddin Köpek olduğu kaydedilmektedir. Sadeddin Köpek kendisini köken olarak anne tarafından Selçuklu şeceresine bağlamakla kıvrak zekâsını kullanmaya çalışarak payitahta dolaylı yönden göz koymuştur. Hedeflerini içten içe başarmaya çalışan Köpek, Moğolların politikalarından da kendisine fırsatlar çıkarmaktaydı. Özellikle Moğolların Kösedağ galibiyeti ile Anadolu’yu istila etmeye başlamalarının ardından yönetimi kendilerine yakın olan İran kökenli devlet adamlarına teslim ediyorlar ve çocuk yaştaki hanedan üyelerinin varlığını sürdürmelerine müsaade etmekteydiler.

Nitekim II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in tahta çıkmasından sonra Sadeddin Köpek tarafından, sultanın kardeşinin tarafını tuttuğu gerekçesiyle Anadolu'ya yerleşmiş olan Harzemşahlar'ın önemli liderlerinden Kayır Han' ı tutaklatıp ve sonrasında öldürtmesiyle Harzemşah beyleri Anadolu' da geçtikleri yerleri yağmalayarak Harran, Urfa, Rakka ve Suruç gibi yerleri ele geçirerek buralara yerleştiler. Daha sonra devlet yönetiminde iyice güçlenen Sadeddin Köpek, kendisi için tehdit gördüğü önemli devlet adamlarını ve kişileri çeşitli sebeplerden öldürtmeye başladı. Atabey Şemseddîn Atunapa, Tâceddîn Pervâne, saltanat naibi Kemâleddîn Kâmyar gibi önemli devlet adamlarını öldürttü ve Hüsâmeddîn Kaymerî, Celâleddîn Karatay gibi devlet adamlarını da görevlerinden uzaklaştırttı. Saltanat naibliği ve Pervanecilik görevlerine getirildi. Gücünü kanıtlamak amacıyla Melikü’l-Ümerâ unvanıyla çıktığı seferde,

Eyyubiler'in denetiminde olan Samsat kalesi ile diğer bazı kaleleri ele geçirdi ve bütün bu başarılarından sonra Anadolu Selçuklu tahtına geçmeyi düşünen Sadeddin Köpek, tahtta hak iddia edebilmek için I. Gıyaseddin Keyhüsrev' in gayrimeşru çocuğu olduğu yönünde hikâye ortaya attı.  Sultan olabilmek için hanedan ailesinin bir ferdi olması gerektiğini gayet iyi bilen Köpek, hanedan mensubu olduğunu kanıtlamak için annesi Şehnaz Hatun'un Sultan I. Gıyaseddin Keyhusrev ile gayr-ı meşru ilişkisi olduğu ve bunun sonucu kendisinin doğduğu fikrini ortaya atacak kadar alçalmış, lakin buna kimseyi inandıramamıştı. Devlet gücünü eline geçirmek için her yolu mubah gören Saadettin Köpek'in sadareti boyunca verdiği haksız kararlar kendisi ile ilgili şikâyetlerin artmasına neden oldu. Bir süre sonra durum daha da kontrol edilemez bir hal alınca artık Sultan II. Gıyaseddin Keyhusrev harekete geçmek zorunda kaldı ve bir plan yapıldı. 

Plana göre Saadettin Köpek, Kubadabad Sarayına ziyafete davet edilecek, burada sultanın en güvendiği isim olan Sivas Subaşısı Hüsameddin Karaca tarafından öldürülecekti.  Saadeddin Köpek'in gücünün aşırı derecede artmasından endişelenen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1238 yılının sonbaharında Sadeddin Köpek' le birlikte Kubadabad Sarayı'na geldi. Saadettin Köpek, eğlence ve ziyafetin doruk noktasına ulaştığı bir anda Hüsameddin Karaca tarafından ani bir hamleyle öldürülmek istendiyse de başarılı olunamadı. Tam da bu sırada orada bulunan Emir-i Âlem Togan'ın kılıç darbesiyle yere serilen vezir, yaralı bir şekilde kaçmaya çalıştı  fakat yakalanarak feci şekilde öldürüldü.(1239)  Bununla da yetinilmeyerek geçmişte yaptığı zulümlerin bir karşılığıymış gibi cesedi Kubadabad Sarayında demir bir kafes içerisine konulup kale duvarına asılarak halka gösterildi ve günlerce orada kaldı.

Maalesef Tarihimizin her döneminde güç, makam ve mevki ihtiraslarından dolayı yanlış yollara sapmış; Hak yolundan ayrılmış pek çok Devlet adamı vardır. Her dönemde de olacaktır. İnsanoğlunun en büyük sınavlarından biri de makama gelmiş insanların izlediği yoldur. Ve tarih bize yine gösteriyor ki, Hak yolda olan Devlet adamları ile Şeytan’ın ağına düşmüş olan Devlet adamları arasındaki en büyük fark: Yüzyıllar geçse de birinin dua ile, diğerinin ise beddua ile anıldığıdır… 


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
H.Taşdemir 3 yıl önce

Teşekkürler Değerli Hocam; hem tarihi bilgilerimiz tazelendi, hem de gerçekten günümüzle bir mukayese imkanımız oldu. Elinize emeğinize sağlık.

Avatar
R.Ustaalioğlu 3 yıl önce

O dizide çok yakıştirma argümanlar vardi. Fakat Sadettin Köpek'i az bile anlatmişlar. şimdi daha sağlam bilgim oldu, tüm yazılarınızi yakinen takib ediyorum. Allah razi olsun.

Avatar
Arda DENİZ 3 yıl önce

Harikûlâde bir yazı olmuş. Tebrikler..

Avatar
Arda DENİZ 3 yıl önce

Yazınız çok güzel bir yazı olmuş. Değindiğimiz mevzu günümüze atıf edilebilir gerçekten. Tebrikler..

Avatar
Abdulbari ışıldar 2 yıl önce

Koray hocam günümüzle özdeşleşmiş bir yazı olmuş, tebrik ederim

Avatar
Abdulbari ışıldar 2 yıl önce

Hocam harikulade bir yazı günümüzü çok iyi anlatıyor tebrikler