Tatsız, tuzsuz oldu çok şey.

Günümüzde çok da duyar olduk "nerede o eski tatlar" serzenişini.

Öyle de oldu..

Bayramlar, özel günler, insan ilişkileri, gıdalar, sosyal hayat v. s. Çoğu şeyde eski tatlar yok..

İnsanların bir çok konuda tahammül gücü azalmış, hoşgörünün yerini öfkelerini almış, kendilerine olan saygısı zirvede, ancak başkasına saygı göstermez olmuşlar.

Aile ilişkilerinde bile eski samimiyet, hoşgörü kalmamış.

Komşuluk ilişkileri, akraba ilişkileri azalmış..

Tadı, tuzu kalmamış !..

Özel günlerden, özel günlere görüşmeler azalmış,

Kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlarla dolmuş her yer,

Sosyal hayatın bir kısmı artık sanal ortamlara taşınmış,

Tüketilen gıdaların çoğunun ve hatta hemen hemen tamamına yakınınını da tadı tuzu kalmamış..

Hava kirliliği, kimyasallar, genetiğinin kurcalanması.. gibi bir sürü etkenler,

Çok şeyin tadı, tuzu kalmamış..

Eski tatları sordum yaşça bizlerden büyük olanlara,

- Eski tatlar deyince ne dersiniz ?.. diye,

- Ooooo... Hangi birini söylesek ki.. dediler hep bir ağızdan..

Ve devam ettiler koro halinde;

- Ney de tat, tuz kaldı ki ? Nerede o komşularla diyalog ? Nerede o eski patateslerin, domateslerin vesair sebzelerin tadları ?..

Derlerken bir diğer yaşlı akrabam sıraladı şiir okur gibi;

- Etin tadı yok, sütün tadı yok.. Peynirin tadı yok.. Onu bırak tuzun da, şekerin de eski tadı yok.. İnsanların tadı, tuzu nasıl kaçmasın ?.. diyordu.

- Eskiden içtiğimiz çayların dahi tadı başkaydı.. Bir de şu var ki kızım, herşeyden önce insanların ağzının tadı yok ki..

Ve içlerini çeke çeke devam ettiler;

- Kızım, insan sayısı azdı,

İnsan ve araç trafiği tenhaydı,

Köylerden kente göç bu kadar değildi,

Köy Enstitüleri vardı ki, gençler eğitim için başka yerlere, şehre göç etmek yerine bulundukları yerde eğitilirlerdi,

Binalar bu kadar çok değildi; insan sayısı arttıkça binalar da çoğaldı,

Bugünkü gibi bir sürü alışveriş merkezi yoktu; belli başlı yerler olurdu giysi mağazaları, mahalle bakkallar,

Kapımıza gelen sütçü, bahçesinde yetiştirdiği sebzeleri de getirirdi,

Birçok tüketim malzemesi kapıya kadar gelirdi,

Sokaklarda bir cümbüş olurdu,

Sokağımızdan geçen satıcıların sesleri metrelerce uzaktan duyulurdu;

Yoğurtçuuuu...

Çütçüüüü..

Simitçiii..

Sebzeciii...

Hurdacııı...

Horoz şekercii !!... nidaları çınlatırdı sokaklarımızı..

Arada sözü birbirlerinin ağzından alarak, sanki o günleri tekrar yaşıyormuşcasına, özlem, heyecan ve hevesle anlatıyorlardı.. Arada bir de..

- Hey gidi günler hey..!

Diye iç çekmeleri yok mu..

Sobalı evleri, soba üzerinde kızartılan kestaneleri, kış akşamlarında patlatılan mısırları ve daha neler neleri.. Eskiyi yad ettiler ve biten cümlelerin sonunda da..

- Kızıııım nerede o günler ?.. Her şeyin tadı tuzu vardı.. Bir de herşeyin de ayrı bir dozu vardı.. Çok konuda, bir çok şey de doz arttı, ayar yitti, tat tuz bitti be çocuğum..

Deyip durdular...

Ben zevkle dinlerken Onlar da;

- İnsanlık bitti, çok şeye para hakim oldu. Bir çok insan için de para araç yerine amaç oldu.. İnsan hayatı...Ve hatta tüm canlıların hayatının pek kolay riske edildiği sağlıksız gıdalar...

Diye anlatmaya devam ettiler..

Bizlerin de o eski tatların çoğunu yaşayamamış olmamızın ve gelecek neslin de bu tatları hiç bilemeden yaşamak zorunda kalacaklarını söylemeleri de doğrusu yüreğimi sızlattı, içimi acıttı..

Bunlar bittikçe hastalıkların çoğaldığını, insanların sağlıksız bir topluma dönüştüğünü de söylüyorlardı.

Böylesine karamsar ve gerçek olan konuları duydukça, hissettikçe hüzünlenmemek de elde değil.

İnşallah bütün tatlar geri gelir ve sağlıklı olarak yaşar bütün toplumlar.. Ne diyebiliriz ki başka..

Hepimize, tatlı, tuzlu; ağız tadıyla dolu günler dileğiyle, sevgiyle kalın..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.