Tarihin tozlu sayfalarına girip geriye gitmediğimiz sürece bunu hiçbir zaman anlamayacağız.

Türkiye 11 mart 1947 de İMF’ye üye oldu. 14 Şubat 1947 ‘de de Dünya bankasına üye oldu.

Duyunu Umumiye’nin yerini artık bu ikili almıştı. Islahat fermanları yerine; Katılım ortaklığı belgeleri, Yol haritaları, Kriterler, reform dayatmaları, Acı reçeteler, Niyet ve güven mektupları stand-by anlaşmaları ile karşımıza dikiliyorlardı.

Osmanlı döneminde olduğu gibi alacakları için güvence ve kaynak bulma peşindeydiler.

Bunlar ;

  • Verimli sanayi kuruluşlarının yabancı sermayeye ve ortaklarına açık olması, (Telekomun özelleştirilmesi ve satışının uzun süre sürüncemede kalması ve ilgili bakanın bu işe direnmesi sadece işleri biraz yavaşlatmıştır. Neticede bakan koltuğundan olmuştur.)
  • En verimli alanlarda yabancı yatırımların gerçekleştirilmesi (Kemal Derviş yasalarının bu işe dönük olarak çıkartılması),
  • En değerli doğal kaynakların kotalandırılması. (Türkiye’nin iddialı olduğu alan olan Tekstilin yok edilmesi bu doğrultudadır.) ,
  • Stratejik önemdeki tesislerin özelleştirilmesi (Petrol ofis, Telekom ve Tüpraş rafinerilerinin özelleştirilmesi bu kapsamdadır.),

Yabancı sermayeye kolaylık ve güvence sağlanması Duyunu Umumiyenin şimdiki versiyonu değil midir?

Yapılanlar bir özelleştirme midir ? yoksa bir peşkeş çekme midir ?

Şimdi sormak lazım. Hatalar mı Tekerrür eder ? yoksa Tarih mi tekerrür eder ?

Eskiler “Düşmanın ekmeğini yiyen onun kılıcını sallar” derdi.

Yüreği bu vatan için atmayanlar elbette bir başkasına hizmet eder duruma gelecektir.

O günün gazete başlıklarını hatırlayın.

“Başbakan Bülent Ecevit, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş’i Türkiye’ye çağırdı. Gazi Erçel’in görevden ayrılmasından sonra ismi Merkez Bankası Başkanlığı için geçen Derviş yarın akşam Ankara’da olacak.."

Özel bir davetle gelmişti Derviş.

İşte biz bu Derviş’in çıkardığı uyum yasalarını unutarak bu günlere geldik.

Neydi ki o uyum yasaları ?

15 günde çıkarılan 15 adet yasa. İMF’nin icra memuru Kemal Derviş Yasaları.

Kabul tarihi :  4 Nisan 2001

Onay tarihi : 18 Nisan 2001

Şeker Yasası ......

Şeker pancarında taban fiyatı kaldırılırken, fiyatın fabrikalar tarafından serbestçe belirlenmesi hükmü getirildi. Piyasayı denetleyecek “şeker kurum” ve yönetim organı olarak “şeker kurulu” oluşturulacak.

Fabrikaların sahibi kim ?

Şeker kurullarında kim olacak ? bunlar hiç sorgulanmadı. Düşünülmedi.

Şeker yasasıyla ilk planda uğradığımız zararlara bir bakalım.

a) Üretim durdu. Kullanacağımız şekeri yurt dışından yüksek fiatla ithal etmek durumunda bırakıldık,

b) Gelir ve milli gelir seviyesi düştü. Her yıl ekonomik katkısı olan ihracat sona ermiş oldu,

c) İşsizlik arttı. İşsizlik ordusuna binlerce kişi daha katıldı.

d) Yan girdileri olan kısımlar ortadan kalktı. Şeker pancarı ve diğer girdilerden geriye kalan üçte birlik kısım hayvan yemi olarak kullanılıyordu. Bu imkan da ortadan kalkmış oldu.

e) Mevcut arazi ve binalar, diğer makinalar birilerine peşkeş çekilmiş oldu. Şekerin tadı kaçtı, şekerin tadını da unuttuk.

Diğer bütün yasalarda da aynı kayıp ve zararlar söz konusudur.

Bu kanunlar şunu göstermektedir ;

İster Atatürkçü zihniyete sahip bir parti olsun,

İsterseniz muhafazakar gelenekten gelen bir parti olsun,

İçlerine yerleşen hainler tarafından alınan kararlarla bu ülke yolundan çevrilmek istenmektedir.

Bu milletin geçmişi kolayca unuttuğunu gördüler. Bu nedenle dayatmalarını bu yönde yapmaktadır.

Bu millet kötüyü gördüğü zaman “ehveni şer" olanı en muteber olan şeklinde lanse etmeye başladı.

Bu zafiyet kendisine çok pahalıya mal olsa da hala bunu anlayabilmiş değil.

Birilerine bakarak “Erbakan Peygamber gibi adam" sözleriyle övgüye mazhar kılar.

Birilerini gördükçe “Ecevit kahramandı” söylemleriyle onu yüceleştirme gayretine girer.

Halbuki herkes kendi yaşadığı zamandaki değerlerle irtibatlandırılmalı.

Dün unuttuğumuz şeker meselesini de bu güne bakarak günü okuyamazsınız.

Geçmişten iz takip edip gelmediğiniz sürece gerçeğe yaklaşamazsınız.

Nişasta bazlı şekerin önü açılacak.

Şeker fabrikalarının kapatılmasıyla kim kazanacak kim kaybedecek.

Evvela bunun muhasebesi yapılmalı.

Bu ülke insanı hem işini, hem sağlığını, hem maddi değerlerini kaybedecek.

Bunun karşılığında bu işi satanlar ve alanlar kazanacak.

Yapmamız gereken bu günkü iktidarın içinde yer alan Kemal Derviş’leri tespit etmektir.

Mısır bazlı glikozun gelişi ile kimler ne kazanacak,

Kimler ne kaybedecek.

Bu ülke ve insanının çok şeyler kaybedeceği aşikardır.

Bu işle geçimini sağlayan çiftçi ve ailesi kaybedecek, işsizler ordusu artacak,

Fabrikada çalışan işçi kaybedecek,

Nakliye yapan nakliyeciler kaybedecek,

Bu işten kazanç sağlayan ticarethaneler kaybedecek,

İhraç ürünümüz ithal şekline dönüşecek ve milli gelir kaybı olacak,

Mısır nişastalı şurup ile Türk halkı zehirlenecek, sistemli bir şekilde nesil yok ediliyor.

Kısaca bu işten Türkiye kaybedecek.

Şimdi uyanmayacaksak ne zaman ?

Artık bu işe dur demek lazım.

Bunun için de bu işi yapanlardan bu yetkiyi almak lazım.

(Not: Bu bilgiler Türkiye’nin 2000 yılı öncesi siyasetinden kesitler anlatan Kıyıya Vuranlar kitabımdan alınmıştır)


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.