Eğer beslenme düzeninizde tek bir değişiklik yapma hakkınız olsaydı, bu hakkınızı “Mısır şurubu ve şeker tüketiminizi kesmek”, en azından minimuma indirmek olmalıdır derdim. Çünkü şeker ve şekerli ürünlerin sağlık ve kilo üzerindeki negatif etkileri ile ilgili söylenebilecek o kadar çok şey var ki, sadece şekerin zararları hakkında ayrı bir kitap yazmak mümkündür.

Yakın zamana kadar, mısır şurubu piyasaya çıkmadan önce şeker en zararlı yiyecek olarak kabul edilirdi. Bugün ise ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi, en ünlü tatlı üreticilerimiz bile, ürünlerinde mısır şurubu değil de şeker kullanıyoruz diyerek övünüyorlar. Yani mısır şurubunun zararı yanında, şekerin zararı yok gibi kaldı. Şimdi sizlere algı operasyonları sonucu “Çok zararsızmış gibi gösterilen şeker” den bahsetmek istiyorum.

Ancak bu makaleyi; kanser teşhisi konulana kadar, günlük (bazen tepsiyle) çeşit çeşit baklava, şöbiyet, kadayıf gibi ağır tatlılar yiyen, gittiği her misafirliğe tatlı ya da yaş pasta götürmeyi marifet zanneden “Şeker bağımlısı” biri olarak yazdığımı dikkate alarak okumanızı istiyorum. (mısır şurubunun zararlarını da siz araştırın)

Bizim için asıl sorun ülkemizde genel olarak şekere bakış açımızdaki yanlışlıktır. Maalesef toplum olarak şekerle öylesine haşır neşiriz, öylesine iç içeyiz ki, zararlı etkilerine dair tüm yazılanlara, anlatılanlara rağmen onu ciddi bir sağlık tehdidi olarak gören insan sayımız halen çok fazla değil. Bu nedenle de insanlarımız farkında bile olmadan, tahmin ettiğinden çok daha fazla, inanılmaz miktarlarda şeker tüketmektedirler.

Çünkü çeşitli algı operasyonları sonucu toplumumuz tarafından şeker o kadar kanıksanmıştır ki; zararlı olabileceği kimsenin aklına bile gelmiyor. Örneğin iki dini bayramımızdan biri olan “Ramazan Bayramı” bu ülke insanına “Şeker Bayramı” olarak öğretilmiş ve bayram günü gelecek olan misafirlere börek, tatlı, çikolata veya şeker ikram etmek mutlak bir sosyal zorunluluk haline getirilmiştir.

Şekeri beslenme rejiminizden çıkarmak tatlı yemeyi bırakmaktan çok daha fazlasını gerektirir. Çünkü yaklaşık 85 farklı formda, sayısız türden işlenmiş gıdanın içerisinde çeşitli adlar altında yer alır. Etiketlerin içerik listesinde früktoz, dekstroz, glikoz, katı glikoz, sakaroz, laktoz, maltoz, galaktoz, dextrose (üzüm şekeri), mısır şurubu (en zararlısı ve en çok kullanılanı) gibi sözcüklerin tamamı şekerin başka bir formudur.

Şeker en zararlı ve en ucuz koruyucu katkı maddelerinden biridir. Bu nedenle de işlenmiş gıdaların raf ömrünü ve aromasını artırmak için tatlı olduğunu düşünmediğiniz birçok gıda da bile vardır.

Örneğin beyaz un; ekmekler, çörekler, börekler, kahvaltı gevrekleri, krakerler, hazır bisküviler, hazır çorbalar, kahve kremaları, soslar, kekler, pastalar, lahmacunlar, pideler, pizzalar, hamburgerler, kurutulmuş etler, şarküteri et ürünleri, ketçaplar, salata sosları asitli içecekler, yapay meyve suları ve enerji içeceklerine kadar pek çok işlenmiş gıdalar bünyelerinde fazlasıyla şeker barındırırlar.

Yani şekerden kaçınmak neredeyse imkansız hale getirilmiştir ve bu nedenle de sağlığımız için görünmeyen en büyük tehlikelerden biridir.

“Şeker vücut kimyasını öyle bozuyor ki ağzınıza başka ne soktuğunuzun hiçbir önemi yok. Sistemde şeker varken ne sağlıklı gıdalar ne de abur cuburlar olması gerektiği gibi sindirilmiyor..”

Nancy Appleton - Lick The Sugar Habit (Şeker Alışkanlığından Kurtulun)

Normal şartlarda şekerin çok küçük miktarlarda bile tüketilmesi zararlıdır. Yalnızca iki adet küp şeker bile (bir şişe gazlı içecekte ya da bir kase kahvaltılık gevrek te çok daha fazlası var) vücudun dengesini bozup onu biyokimyasal bir kaosa sürüklemeye yeterlidir.

Pek çok insanın yaptığı gibi her gün sabah öğlen, akşam yemeklerde ve abur cuburlarla sürekli şeker tüketirseniz, vücudunuz her gün aynı kaosu yaşar ve bozulan hormonal ve biyokimyasal dengesini sürekli olarak yeniden dengelemeye çalışır.

Ancak bir süre sonra başarılı olamaz. Çünkü şeker vücudumuzun kimyasal dengesi için tahmin edilenden çok daha fazla zararlıdır ve tüm sistemlerimizin belirli bir kapasitesi vardır.

“Rafine şeker ölümcül şiddette bir zehirdir”

Harvey Diamond - Fit For Life a New Beginning (Hayata Yeni Bir Başlangıç İçin Uyum)

Binlerce yıllık insanlık geçmişinde atalarımızın vücutlarına aldıkları şeker çeşitleri, doğal olarak var olan bal ve tatlı diyebileceğimiz (hurma, incir, üzüm, kayısı gibi) meyvelerdeki şekerlerdir. Rafine şeker mısır şurubuna göre eski ancak yine de yakın zamanda temel bir gıda maddesine dönüşmüştür. 1750 yılında Kuzey Amerika’da ilk defa kullanılmaya başlandığında, şeker nadir bulunan pahalı ve lüks bir gıda maddesiydi.

Bin dokuz yüz yılında bile ortalama bir insanın yıllık şeker tüketimi sadece 4,5 kg civarındaydı. Ancak iki binli yıllara geldiğimizde başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm dünyada, özellikle ülkemizde şeker tüketimi hızla artmıştır. Bugün bir insan günlük aldığı toplam kalorinin belki de yarısına yakınını şekerden almaktadır. Bu oran çocuklarda çok daha yüksektir ve pek çok çocuk neredeyse günlük aldığı toplam kalorinin yarısından fazlasını şekerli ürünlerden almaktadır.

Şekerden aldığımız tüm kaloriler gereksizdir ve hücrelerinizin ihtiyaç duydukları makro ya da mikro gıda maddelerinin hiçbirini içermezler. Dahası “Şeker bir anti besin maddesidir”. Çünkü şekerin vücudumuzda metabolize edilebilmesi için gerekli olan birçok mikro gıda maddesi rafine edilmiş şekerde bulunmaz.

Bu haliyle yediğimiz için de sindirim aşamasında metabolize edilebilmesi için gerekli olan mikro gıda maddelerini (kalsiyum gibi) vücudumuzdaki stoklardan kullanarak vücudumuzun proteinleri aminoasitlere dönüştürme becerisini engeller ve bu durum uzun vade de sağlığımıza ciddi şekilde zarar verir.

Şeker tüketimi diyabet ve diş çürümesi gibi çok belirgin sağlık sorunlarına yol açmanın yanı sıra damar ve kalp rahatsızlıklarına, obeziteye, kireçlenmeye, osteoporoza ve bağışıklık sisteminde fonksiyon bozukluklarına neden olur. Örneğin soğuk algınlığından kurtulmak istiyorsanız veya çevrenizden herhangi biri sık sık soğuk algınlığına yakalanıyorsa şekerden uzak tutun yeter.

Günümüzde hayvansal yağlar ve yüksek kolestrol ile kalp ve damar hastalıkları arasındaki ilişki herkesi endişelendiriyor. Halbuki şeker tüketimi kalp hastalıkları için yağlardan çok daha ciddi bir sorundur. 1961 yılında Dr. Alec M. Cohen’ in ünlü Lancet dergisinde yayınlanan bir araştırmasına göre,

“Yemen mutfağı yüksek miktarda hayvansal yağlar içermesine rağmen Yemenli Yahudilerde kalp hastalıkları oranı çok düşüktü. Bu Yahudilerin mutfağı bolca şeker içeren İsrail’e göç ettiklerinde kalp hastalıkları oranının ciddi biçimde arttığı görüldü..”

Bir anti besin maddesi olan şeker kalsiyumun idrarla birlikte atılmasına neden olur. Bu da vücudu kandaki kalsiyum seviyesini limitler dahilinde tutması için kemiklerden kalsiyum kullanmaya mecbur ederek, vücudumuzda kalsiyum / fosfor dengesizliğine yol açar.

Yani şeker tüketmek “Kireçlenme, boyun fıtığı, bel fıtığı, osteoporoz ve damar tıkanıklığı için tek başına” bile yeterli sebeptir ve bu rahatsızlıklardan şikayetçi olanların, şeker ve şekerli ürünleri hatta hamur işi yiyecekleri tamamen hayatlarından çıkarmaları ya da minimuma indirmeleri şarttır.

Şeker tüketmek kalsiyumun yanında, krom, magnezyum ve çinko gibi sayısız mineral eksikliğine de yol açar. Vücudumuzda yeterli miktar ve çeşitlilikte mineral olmadığında, sindirim sistemimiz normal sindirim için gerekli olan enzimleri üretmekte zorlanır ve birçok gıda maddesi sindirilemez. Sindirilmemiş yemek partikülleri bağırsak çeperlerinde birikip çürüyerek toksik (zehirli) atıklara neden olur.

Çürümüş atıklar emilim esnasında kana karışarak bağışıklığımızı doğrudan etkileyen sistem ve organlarımızın hücrelerine zarar verir. Neticede vücudumuzu alerjiler, soğuk algınlığı, grip ve bağışıklıkla ilgili daha pek çok hastalığa karşı savunmasız hale gelir.

Bu yüzden şekerle birlikte tüketilen buğday, mısır, süt ve yumurta gibi gıdalar “Alerjen gıda” muamelesi görür. Eğer yediğiniz gıdalardan keyif alıyor ve onlara karşı alerjik olmak istemiyorsanız, onları şeker ile kombine etmemeniz gerektiğini unutmayın.

Şeker aynı zamanda diyabet (şeker hastalığı) gelişiminde en önemli faktördür. Beslenmeniz yüksek oranda şeker içerdiğinde, kan şekeri ve ona bağlı olarak insülin salgısı artar. Bu artışın sürekli olması halinde kan şekerini kontrol eden mekanizmalar etkisiz hale gelir ve diyabet hastalığı başlar. (*)

Şeker tek başına yeterince zararlıdır ama aynı zamanda diğer yiyeceklerle de çok tehlikeli bir ortaktır. Özellikle proteinlerle birlikte yemekten kaçınmalısınız. Örneğin herhangi bir yemeğinin ardından yenilen tatlı veya sabah kahvaltıda sucuğun, peynirin, yumurtanın yanında içilen portakal suyu gibi kombinasyonlar sindirimi bozmak için yeterlidir.

Özet olarak size sunabileceğim en önemli ve evrensel beslenme önerisi “Şekeri ve şekerli gıdaları” beslenmenizden mümkün olduğunca çıkarmanızdır.

Günlük kalorilerin yarısını şeker ya da şekerli ürünlerden alan insanların, özellikle çocukların birgün obeziteye, enfeksiyonel hastalıklara, diyabete kemik erimesine, kireçlenmeye, kanser çeşitlerine, artrit ve kalp hastalıklarına karşı savunmasız hale geleceğini asla unutmayın. Sürekli şeker tüketmek “Yavaş yavaş ölüme doğru gitmekten” başka bir şey değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.