Ruh, emir âleminden olup, beden ülkesini idare etmesi için kendisine müstakil bir varlık verilen, bedenden ayrılınca da varlığını devam ettirebilen lâtif bir olgu olarak tanımlanmakta ve genel kabul görüşle, canlılık olarak değerlendirilmektedir. İsra Suresi, 85. Ayeti kerimede,

Sana ruhtan sorarlar; de ki, “Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir”

denilerek bu gerçeklik beyan edilmektedir. Cenab-ı Allah’ın yarattığı hiçbir şeyi öylesine yaratmıyor, her yarattığını bir gaye için yaratırken, gayesi üzerine yaratılanı da gayesini yerine getirecek özellikte yaratması gerçekliğinde; o özellikleri vermesiyle “Yaratılma gayen üzerine ol!” emrini vermiş olması ve emrin de ruh olarak zikredilmesi, bizlere, yaratılma gayesi üzerine olmasını sağlayan özelliklerinin, o yaratılanın ruhu olduğunu göstermektedir. Cenab-ı Allah’ın insanı yaratma gayesi, “Ancak Bana kulluk etsin diye yarattım” ayetinde vurgulandığı şekliyle ancak Allah’a kulluk etmesi olduğundan, Allah’a kulluk edebilecek özelliklerin insanın ruhu olduğunu söyleyebiliriz. Burada anlamamız gereken, kulluk tanımının, kendimizce değil Allah’a göre ne olduğudur! İnsanın, kendi ruhuna yani donanımına bakarak bu donanımının yapabileceklerini fark edip yapar hale gelişi kulluğudur. Donanıma göre çok düşük seviyede sınırlanmış ve hatta yaptıkları için taşıdığı donanıma gerek duyulmayan, zaman, şekil ve mekâna tâbî sınırlı uygulamaların, kulluk diye şartlanması, insanın ruhunu, şekle, mekâna ve zamana haps etmektir.

Son model bir arabanın tüm özelliklerini kullanmadan, sadece birinci viteste 20 km hızla gidecek şekilde kullanıyor olmak, o arabayı kullanmış olmak değildir. Şimdi denilecek ki, “Araba 240 km hızla gidebiliyor diye 240 km hız mı yapacağız? Kaza yapar ve ölürüz. Bu sebeple insan da yapabileceği her şeyi yapabiliyor diye yapmayacak yoksa zarara uğrar.” Lakin, bizim kastımız bu değildir. Kastımız, kurallar dahilinde o arabanın tüm özelliklerini kullanmaktır!

İşte Cenab-ı Allah, insanı kulluk için yaratmış ve bu gaye uğruna insana, Secde Suresi, 9. Ayeti kerimede,

Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?

buyrulduğu gibi Kendi ruhundan üflemiştir. İnsana üflediği bu ruh, “Hem seni yarattığım gaye üzerine ol” emri olurken hem de insanın ruhlanmadan önce öyle yaratıldığı için sahibi olduğu özellikler dediğimiz subuti sıfatlarının işlevsel olmamış halden, işlevsel hale geçişidir. Evet, ruh candır ve insan ruh üflenince canlanmış oldu lakin bu canlılık, sadece bedene gelen bir canlılıkla sınırlı olmayıp konuyu, gözün canlanarak görmeye başlaması, kulağın canlanarak işitmeye başlaması, dilin canlanarak konuşmaya başlaması, aklın canlanarak akletmeye, sorgulamaya, araştırmaya, öğrenmeye, keşfetmeye başlaması, elin ve ayağın canlanarak tutup yürümeye ve iş yapmaya başlaması olarak ele almalıyız yoksa anlaşılamayacaktır!

İnsanın canlanmasını, diğer canlı mahlûkların canlanması olarak düşünemeyiz. Eğer düşünürsek ve öyle yaşarsak, onlardan farkımız olmayacaktır ki bu kendimize yapacağımız en büyük kötülük ve zulüm olur. Bu gerçeklik, Araf Suresi 179. Ayeti kerimede,

Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

denilerek vurgulanmaktadır. Ayette bahsedilen gözün, kulağın ve kalbin olmasını mahlûkcasına bir canlılığın ifadesi olarak yorumlayabiliriz çünkü ayet “Vardır” demektedir. İnsanın canlılığı mahlûkcasına bir canlılık olmayıp, kullukcasına bir canlılıktır yani insan, insanî ruhla ruhlanmıştır. O zaman bizler, insan olarak insanî ruhla ruhlanmış olmamızın gayesi olan, yalnız Allah’a kulluk yapmakla sorumluyuz! İşte bu kulluk, Nahl Suresi, 2. Ayeti kerimede,

Kullarından dilediklerine, melekleri, emrinden olan ruh ile indirir. “Benden başka ilah yoktur! O hâlde Benden korkup sakının, diye uyarın”

denilerek tanımlanmaktadır. Hz. Âdem As’ın, kendisine ruh üflenince, subuti sıfatları canlanınca görmeye başlayan gözü, işitmeye başlayan kulağı, fikretmeye başlayan kalbi neyi görüp, işitti ve fikrettiyse işte O, kendisine üflenen ruhun yani insanî ruhun özelliğini ispat etmesidir ki Hz. Âdem’in gördüğü, işittiği ve fikrettiği Rabbiydi! Yani insan, Rabbini görecek, işitecek ve fikredecek ruhla ruhlanmış, bu özellikle canlanmıştır. Âdem As’ın kendisine üflenen ruhla Rabbine, Kendisinden başka ilah olmadığı şehadetiyle secde edişi, O’nu yaratılış gayesi üzerine kılarken aynı zamanda da diğer yaratılmışlıktan üstün yapmıştır ve bu üstünlük, Sad Suresi, 72. Ayeti kerimede,

Onu bir biçime sokup, ona Ruhumdan üflediğim zaman, siz onun için hemen secdeye kapanın

denilerek gösterilmektedir. Âdem As, yeryüzüne indirildiğinde, ruhu sayesinde Rabbinden başka ilah olmadığına şehadet edişini, kendisinde ve her yüzde de devam ettirmiş, asla Allah’tan gayrılara ilahlık anlamı yükleyip kulluk yapmamıştır. Bizler, insanî ruhumuzun işlevselliğini, eşyada, parada, malda, makamda kullanarak, tüm bunlara değer verip sevmeyle, bunları elde etmek için imanî değerleri hiçe saymayla, hizmetimizi bunlara yapmayla, bunları zikredip muhabbet etmeyle ilah olarak bunları benimseyip, bunlara şehadet üzerine yaşadığımızdan, kulluğumuzu Allah’a değil de emmaremize ve bunlara yapmaktayız. İşte bizler, böyle yaşayarak, ruhumuza eziyet ederken, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüğü yaparken Araf suresi 179. Ayeti kerimde anlatılanlardan oluyoruz! Bu hal üzerine, ruhumuzu sınırlayan, ruhumuzu zulümde kullananlar olarak kulluğu sadece belirli şekillere kayıtlayarak kulluk yaptığımızı zannetmek, İblisin en büyük başarısıdır.

İşte, İslam bizleri Allah’tan başka ilah olmadığına şehadete davet edip bu şehadetin oluşması için gereken tahsil ve yaşamı sunmaktadır ki buna Allah’a kulluğun yaşamsal ispatı demekteyiz! Ruh, bizlerin Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmemizi sağlayan özelliklerimizin tümü olup, bizi bu şehadete erdiren ve şehadet üzerine yaşatan imanî ve insanî değerler bütünlüğüdür. Bir insan, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmemişse, henüz ruhunu sınırlandırmaya ve gayrılarda kullanmaya devam ediyordur, kulluğu Allah’a değil tam tanımıyla iblisedir!

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.