16 yıldızlı bir güneşiz biz.

Geçmişten gelen bir gücümüz var.

Geçmişten kaynaklanan tecrübelerimiz var.

Geleceğe yönelik düşüncelerimiz var.

Bizi geleceğe taşıyacak bir inancımız var.

Zaman zaman yıldızlarımız aksa da yerini dolduracak bir yıldızımız her zaman olur.

Güneş balçıkla sıvanmaz.

Bu güneşi entrikalarla sıvamak isteyenler boş bir çapa içindedirler.

Korkunun ecele faydası yoktur.

Yedi düvel birleşse,

Üstümüze üstümüze gelse yine de kaderin önüne geçemeyecekler.

Başımıza bu belayı açan dost görünen kuzgunlar var. Bu kuzgunlar için kutat kubilig’de bahsedilen ikazlar var, onları unutmuş değiliz. Pek ala biliriz ki bu kuzgunlar ;

Kuzgun, kurdun avladığına, ortak olur; fakat, kendi avladığını, ağacın başında yer

Ergenekon’dan çıkacak bu kurt.
Alçaklıkta Birleşik Devletler bir araya gelse,

Türkiye üzerinde oyun üstüne oyun oynasalar yine de kaderin önüne geçemeyecekler.
Güney doğuda bir kürt devleti kurma düşüncesiyle kahpeleri şımartıp da ;

Bu milletin üzerine,

Bu milletin ordusuna,

Bu milletin polisine,

Bu milletin sokakta yürüyen vatandaşına saldırıp her gün binlercesini şehit etseler dahi,

Kaderin önüne geçemeyecekler.

Bu olaylar aksine bizi güçlendirmektedir. J. Willard Marriot’un dediği gibi

"İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgâr ne kadar kuvvetli eserse ağaçlar da o kadar sağlam olur."
Bu millet bir gün kaldığı yerden yoluna devam edecektir.
Yine bu dinin bayraktarlığını yapmaya devam edecektir.

1517 yılında Cennet mekan Yavuz Sultan Selin Han’ın Türkiye’ye getirdiği İslam Alemi’nin liderliği yine kaldığı yerden devam edecektir.

Kutsal emanetler hala burada ve İstanbul’da.

Allah’ın lütfu inayetiyle koruma altında tutulmaktadır.

İstanbul’un düşman işgali altında olduğu yıllarda bile ona el sürmeye kimse cesaret edememiştir.

İslam Alemi’nin Liderliği gibi ulvi bir kadroyu kimse doldurmaya cesaret edememiştir. Tekrar liderliğe sahip olmanın basit basit yolları var.

Sadece uygulanması yeterli olacak bu yollar ;
Geçmişimize sahip çıkmak,
İmanımıza sahip çıkmak,
Bu millete sahip çıkmak.

.
Büyük Türk şairi Yahya Kemal Beyatlı Aziz İstanbul adlı eserinde şöyle bir kıssadan bahsetmektedir.

Büyük mimar Hilmi Şenalp, inşa edilmekte olan Osmanlı tipi bir cami için Aşkabat’ta bulunuyordu. Yardımcıları ile yolda gederken önlerine bir şâb-ı emred (henüz sakalları çıkmamış genç) çıktı. Ve bunlara bir sual tevcih etti.
- Ağabekler… Siz, Türkiye’den mi geldiniz ?
- Evet
- Size bir sual sorabilirem mi, dedi
- Evet
- Türkiye’de hatun kişiler başlarını örtirler mi
- Evet, tabi
- Bacaklarını örtirler mi
- Evet
- Vallahi ağabekler, kusura bakman ama siz doğru söylemirsiğiz. Men telefizyon seyredirem. Siz ruslaşmışsığız. Halinize bakirem, sizden hiç ümitvar olamıyrem. Lakin düşünürem ki, “Mukaddes Emanetler” hala sizin elinizde. Cenab-ı Hak birilerine ruhsat, fırsat verip de onları elinizden aldırmadı. Hem de İstanbul bir keresinde düşman işgali altına düşmüş olduğu halde. Demek, siz yine bir gün ecdad gibi adamlar olacağsınız ki, onlar sizde kaldı. O günü boynumu egmiş beklirem.

Bizler de boyun eğerek değil gayrete gelerek tekrar eski günlere dönmenin çabasını vermeliyiz bi-iznillah.

Bu milletin mayası öyle pak, öyle berrak ki.

Kendisine bulaşmak isteyen pisliği kısa sürede kıyıya vuran deniz gibi.

Birazcık geriye dönüp bakabilsek, ayan beyan göreceğiz kendi mayamızı.

Behçet Necatigil ;
"Ya ümitsizsiniz, Ya da ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz.
“ diyor mısralarında.

Ümidin de çarenin de kendimiz olduğunu gayet iyi biliyoruz.
.

Üç kıtaya hükümran olmuş.

Cihan devleti olarak 600 sene boyunca dünya sahnesinde kalmış.

Osmanlıyı Osmanlı yapan bu ruh ;

Aşk derecesinde İslam’a bağlı olmalarıdır.

Allah Resulüne aşk derecesinde bağlanıp ona itaat etmeleridir.

Allah’ın kitabı kur’ana gösterdikleri ihtiram ve saygıdır.

Bu devletin kurucusu Osman Gazi ki ;

Bir gece Osmanlının manevi mimarlarından Şeyh Edebali’nin evinde misafir olarak kaldığında; Kendisine istirahat icin gösterilen odada, duvarda asılı olan Kur’an-ı Kerim’i görünce, ancak müttakilere yaraşabilecek bir davranışla kurana olan saygısından dolayı o gece sabaha kadar uyumamış. Şeyh Edebali sabahleyin bu durumu fark edip kendisine niye yatmadığı ile ilgili soruyu sorunca; “Kuranın bulunduğu bir odada ayağımı uzatıp yatmayı Kurana ve o kitabı gönderen Allaha saygısızlık addederim ” diyerek şahsiyetine yakışan bir cevap vermiştir.

.

Bizler de tıpkı bu devletin kurucusu Osman Gazi gibi Kur’an'a dönmeliyiz.

Kur’an, insanlığın kullanma kılavuzudur.

Dünyayı ve ahreti anlayabilmek için mutlaka onu kavramamız gerekir.

.

Ocağa girip demir gibi geldiler bir tava

Bükülmez çelik olup şerri ettiler berhava

Ne canı ne cananı düşündüler bu uğurda

Rızay-ı Lillahı kazanmaktı bu büyük dava. ( Dermanî )


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.