Soğuk ve pis kokulu vagonlar,

Kanlı yaşlardan eriyen karlar,

Balkar çocukları hiç unutur mu sizi?

..

Dağların ağlayışı, Martın kanlı günü!

Acılı tren yola koyuldu

Ağlaşan çocuklarını duyan Elbrus dağı

İki başını eğerek karardı.

..

18 Mayıs 1944 Türk’ün hafızasından asla silinmesi mümkün olmayan bir tarihtir.

Kırım Tatar Türklerinin Sovyetler birliği tarafından sürülüşünün ve nüfusunun yarıya yakınının yok edilişinin hatırlamak istemediğimiz ama hiç unutmayacağımız bu acı günün yıldönümünde, sürgünde hayatını kaybeden insanları rahmetle anıyorum.

Kırım sürgünü, Ebulfez Elçibey’in dediği “Sen Türk olduğunu unutsan da, düşman asla unutmaz" sözünün vahim bir teyididir.

Asla unutmayacağımız bu tarih dilimi içinde ;

1944 yılının 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece Kırım’da yaşayan Kırım Tatarlarının kapıları çalınmaya başlıyor. Stalin Rusya’sının askerleri, on beş dakika içinde hazırlanarak meydanlara toplanmalarını emrediyordu.

Sovyetler Birliği kendi adına Hitler Almanya’sına karşı cephede savaşan Tatarları unutarak,

Kadınlar, kundaktaki bebekler, yaşlılar, hastalar, savaşamayacak durumda erkeklerden oluşan 423 bin Kırım Tatarını “Sovyetler Birliği’ne ihanet” ile suçlayarak o gece Kırım’daki istasyonlardan hayvan vagonlarına istif edilerek vatanlarından sürüyor.

Öyle ki, Sürgünün bir kaç gün sonrasında, Rus NKVD yetkilileri Kırım'daki Arabat köyünün unutulmuş olduğunu fark ederek köy halkını bir gemiye doldurarak Karadeniz açıklarında gemi batırılmıştır.

Kırım Tatarlarının bu çileli yolculuğu 20 günden fazla sürdü. Bu sürgünde Özbekistan, Kazakistan, Sibirya gibi birçok bölgeye dağıtılmış, binlerce insan yurdundan koparılmıştı. Bu çileli yolculuk bittiğinde o hayvan vagonlarının neredeyse yarısı boşalmıştı. 195 bin Kırım Tatarı bu sürgünde hayatını kaybediyor.

Kadınlar ve genç kızlar, utanç ve hicaplarından vagonlarda abdest ihtiyaçlarını gideremedikleri için kan zehirlenmesinden hayatlarını kaybediyor. Yüzlerce insanın istif edildiği hayvan vagonlarında insanlar öldükçe oturabilecek bir yer açılıyordu. Onlara yiyecek verilmedi, su verilmedi. Trenler, birkaç günde bir durduğunda ölenlerin cesetleri yol kenarına bırakılıyordu.

Sürgün sonrası varılan memleketlerde de acılar bitmedi. Hiç bir varlığı olmayan binlerce Kırım Tatarı, hayatta kalabilmek için pamuk tarlalarında köle gibi çalışmak zorunda kalıyordu.

KIRIM NOKTASI

"Kırım Kırım degenm bir yeşil ada

Ay gidi menim öz curtum anayım”

Bu tarih bir vatanın kaybedilişi, bir milletin katledilişidir.

İbret alacağımız bir Kırım noktasıdır.

Bir vatanın nasıl kaybedildiğinin,

Bir milletin nasıl yok edildiğinin şifrelerinin gizlendiği bir olaydır.

Sürgün tarihine bakarak olaydan bir sonuç alamayacağımız aşikardır.

Olayı çözmek için evveline gitmek gerekir. Yıllar öncesine …

İlk defa ahalisinin tamamı Müslümana olan bir İslam toprağının elden çıkarılmasına adım adım götüren olaylar zincirinin planlı bir şekilde birliğimize göz dikenler tarafından devreye konulduğu zamanlar. Tarihçilerin ifadelerine göre bu gerçeklerin süzdürülmüş halini şöyle sıralaya biliriz :

1- Gaflet halinin varlığı,

Belki de 1683 tarihli Viyana Kuşatması’nda, sadrazam divanında tahkir edilen Murad Giray’ın, intikam maksadıyla askerlerini geri çekip mağlubiyete sebep olunca, vazifeden alındığı tarih.

Devlet idaresinde zaafiyete yer verilmeyeceğinin gösterileceği bir tarih.

Devlet adamlığı ilkesinin kibir ve gurura yer verilmemesi gereken bir tarih.

Ondan sonrası sökün edip geliyor zaten.

2- Verilen vaatlere kanan devlet adamlarının varlığı,

Rusların, istiklâl vaadine kanan Kırımlı prens ve asilzâdeler, karşı koymamayı kararlaştırmaları ve Hanın Ortaçağ düzenindeki atlı ordusu ve Osmanlı birlikleri yetişmeden, Kırım’ı teslim etmeleri.

3- Bölünmüşlük hali ve Rus hayranlığı,

Bu devrede asilzâdeler, Kırım’ın geleceği hususunda, Moskova ve İstanbul yanlıları olmak üzere bölünüyor. Bundan faydalanan Ruslar, İstanbul’da aynı adı taşıyan sarayda imzalanan Aynalıkavak Anlaşması ile Romanya’ya karışmamak karşılığında, han seçimi salahiyetini İstanbul’un elinden alıyor. Sonra da Kırım’a Şahin Giray adında züppe bir Rus hayranı prensi geçiriyor.

Şahin Giray, Rus üniforması giyer; yaverlerini Ruslardan seçer; ataları gibi at üzerinde değil, Rus tarzı kupa arabasıyla gezer ve Rus elçisinin talimatıyla hareket ederdi. Vakıflara el koyması üzerine Kırımlılar ayaklandı, Şahin Giray, Ruslardan yardım istedi. Osmanlı-Kırım sınırında askerî tedbirler alan Osmanlı serdarına Han’ın gönderdiği elçi, serdarın kahyâsı tarafından akılsızca idam edildi. Bunun üzerine Ruslar, Şahin Giray’ın davetini bahane ederek Kırım’ı işgal ediyor. Bu gün Afganistan’ın, Irak’ın, Suriye ve diğer İslam ülkelerinin aynı yöntemler içinde el değiştirdiğini unutmamak gerekir.

Osmanlı, bu ilhakı protesto edecek gücü bile kendisinde bulamıyor. 8 Ocak 1784’te imzaladığı üç maddelik Kırım Senedi ile Kırım’ın Rus toprağı olduğunu resmen tanıyordu.

Cengiz Han’ın 21. torunu ve Kırım’ın 49. Hanı olan Şahin Giray’a önce 800 bin ruble maaş bağlanıyor. Sonra da bunu ödememek için devamlı aşağılıyorlar. Hayatının sonuna kadar han kalacağını zanneden, ama son hanlığı birkaç ay süren bu gafil ve zavallı genç İstanbul’a kaçtı. Rodos’a sürüldü ve 4 sene sonra orada idam edildi. Osmanlı şairi Sümbülzâde Vehbi, Şahin Giray’ın ardından yazdığı bir hicviyede şöyle demiştir.

Kırım halkı eder ol düzâhı öyle tatayyur kim

Kef-i küffâra verdi öyle mülk-i cennet-âsârı.

Gerçi Basra harab olduktan sonra hicvetsen neye yarayacak.

4- Bölünmüşlük sonucu iç savaş hazırlıkları ve uygulanması

Sahib Giray halâ meşru han olmakla beraber, hiçbir etkisi kalmamıştı. Bölünmüş bulunan Kırım Tatar halkı, büyük bir iç savaşa sürüklendi. Osmanlı yanlısı olan Sahib Giray bu kargaşa içinde tutunamayarak İstanbul’a sığındı. Ayan, mirzalar ve ulemanın ittifakı ile Kırım hanlığına III. Devlet Giray (ikinci hanlığı) atandı.( Yücel Öztürk, a.g.m., s. 865.)

Ruslarla yerli kabile güçleri arasında gizli bir anlaşma vuku bulmuş, Kırım kabile güçleri artık Rus yanlısı olmuştur. Rus yanlılarının başında Şirinlerin gelmesi hiçte şaşırtıcı değildir; zira Şirinler Osmanlı’nın gidici, Rusların kalıcı olduklarını anlamış, politikalarını buna göre belirlemişlerdir. III. Devlet Giray Rus yanlılarının saldırıları sonunda firar edince Ocak 1777 yılında Kırım tahtına Rus yanlısı Şahin Giray geçti.

Kırım ana parçadan koparılmıştı. Artık Kırım’da Osmanlı’ya tabi bir hükümet bulunmuyordu. Bu durum Kırım ahalisi nezdinde büyük infial oldu. Ruslara karşı başlayan ayaklanmalarda halktan çok sayıda Rus katledildi. Saldırıya uğrayan Şahin Giray Ruslara sığındı. Osmanlı hükümeti Kırım’a III. Selim Giray (üçüncü hanlığı) gönderdi ise de 1778’de Ruslar karşısında başarılı olamayarak İstanbul’a sığındı. 1779’da Ruslardan destek alan Şahin Giray, Kırım tahtına yeniden oturdu. Osmanlı Devleti Aynalı Kavak Anlaşmasını imzalamıştı. Bu anlaşmaya göre Osmanlı Devleti Şahin Giray’ı Kırım hanı olarak tanıyor ve Kırım meselelerine karışmamaya söz veriyordu. En garip olanı ise Osmanlı Devleti dini hususlarda bile kendilerine tâbi olmamasını kabul ediyorlardı. ( Yücel Öztürk a.g.m., s. 865. Alan Fisher, a.g.e., s. 99.)

Sonuç itibariyle tarihten ders alınmayacak olursa akıbetler tekerrür edecektir. Abdulhamit Han Hazretleri de “İbret alınırsa tarih tekerrür eder mi"  sorusunu yöneltiyordu bizlere.

Bu hadiselere baktığımız zaman yüz yıllık oyunların güzel yurdumuz ve bu necip millet üzerinde tekrar sahneye konduğunu görüyorsunuz. Güney doğu hadiseleri bana her zaman Kırım’ı çağrıştırıyor.

Mevlam bu gafletten ve yanlışlıktan bizleri arındırsın.

http://osmanlilar.gen.tr/resim/yazilar/ekrem-bugra-ekinci/ozbekistana-surgun-edilen-kirim-tatarlari.jpg

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.