Başı rahmet, ortası mağfiret, Sonu azaptan kurtuluş olan Ramazan ayı da gitti.

YSK tarafından iptal edilen Keskin Belediye Başkanlığı seçimi de bitti.

Lakin tartışmalar hiç de bitecek gibi görünmüyor.

.

Köroğlu pazara girmiş alış veriş yapıyor.

Alış veriş yaptığı kadın;

Ocağın batsın Köroğlu, demiş.

Köroğlu da kadına,

Ana Köroğlu’nu tanır mısın ?

Yok oğul bilmem,

O zaman niye ocağın batsın diyorsun,

Ne bileyim. Herkes diyor ben de diyorum.

Herkesin kullandığı kelimeleri kullanmak bazen hoş olmuyor insan için.

Bir Ülkücü dostumuz da Keskin seçimleri için şöyle bir ifade kullanmış.

“Akşener Keskin’de bitti"

Sahi Akşener Keskin’de bitmiş miydi ?

İlk aklıma gelen aldıkları oylara bakmak oldu tabi ki.

.

                                         Ak Parti    İYİ Parti     MHP

31 Mart 2019 seçimi        1.800       1.806        1.575

2 Haziran 2019 seçimi     2.426       2.165          679

.

İkinci turda seçimin galibi Dede Yıldırım olmuştu.

Hani şu “Biz Ermenilere zulüm yaptık" diyen kişi.

Ermeni anıtına sözleriyle çelenk taşıyan kişi.

.

Kendi tarihini dahi bilmekten aciz bir adam Keskin Belediye başkanlığı seçimini kazanmış oldu.

Keskin eşrafından Hacı Ömer Efendi tarafından korunup kollanan Ermenileri bilmeden,

Kimsesiz Ermeniler için Keskin’de bir yurt yaptırıp orada onlara bakan kişileri bilmeden,

Burada bakılan kişilerin Keskin içinde akrabalık bağı kurduklarını bilmeden,

Ve bu kişilerin Kırıkkale’nin sayılı esnafları arasında yer aldığını görmeden,

Ağzının köpüğü ile “Biz Ermenilere zulüm yaptık” diyen Dede Yıldırım kazanmıştı.

Hem de “Beka, Beka" diyen MHP’nin oylarıyla.

Tabi bu Ülkücü dostumuza da seslenmek istiyorum.

“İhanetin kendi içinde olduğunu göremeyenler yıkıma uğrarlar"

.

Şimdi adama sorarlar Akşener mi bitti MHP mi ?

"Beka Beka" diye tutturduğunuz yerde partinin oyu dünya kamuoyunda yankı bulacak şekilde “Biz Ermenilere zulüm ettik"  diyen bir adama gidiyor.

Konu “Akşener'in” değil, "Ülkücülerin bitirilme meselesi.."

Akşener ve ekibi kendi özüne uygun kararların üzerine kaidesini oturtamadığı sürece bitişe zaten gidecektir. Seçimlerde istenilen sonuçların alınmaması da bu gerçeği yansıtmaktadır.

İşin doğrusu “Ülkücüler” hem İyi Parti'de hem MHP’de bitiriliyorlar.

İyi Parti'de “Asimilasyon” ve MHP’de “Tırpan”

Bu hale isyan edilebilir. Ama işin gerçeği de bu.

Önce bu konuyu kim işliyor, önce onu öğreneceksin.

Hamasetle ne iktidar olunur, ne de bu milletin hakları korunur.

İslam’ı bilmek yetmez. Onu yaşamak gerekir ki Müslüman olduğun belli olsun.

İslam’ı iyi bilenler seni zaten zora sokuyor. En iyi bilen de şeytandır. Anca isyankardır.

Zalime karşı durmak yetmez, Musa’nın yanında yer alasın ki verdiğin kararın bir etkisi olsun.

.

Hal bu noktaya gelmişken sormak gerekir.

Ülkücüleri kim neden tırpanlıyor ?

Yıllardır verilemeyen bu sorunun cevabı iki yerde yatıyor.

Birincisi 1978 yılında !

Adana’dan gelen bir araç içinde bulunan silah ve şörjör nedeniyle içinde bulunan kişiler tutuklanıp hapse girerken, aracın sahibine neden hiçbir soruşturma gelmedi. Bu hususu o araçta bulunan ve daha sonra MHP milletvekili olarak meclise giren kişi veya kişiler kamuoyuna açıklama yapma mecburiyetleri vardır. En azından bu insanların kafalarında oluşan istifhamı gidermek adına.

Ülkücüler arasındaki parçalanmayı gidermek adına.

Değilse bu vebal onların yakasını kıyamete kadar bırakmayacaktır.

İkincisi de “İkiz Yasalar” nın kanunlaşmasında !

Süleyman Demirel hükümeti döneminde dönemin bakanlarından Kamran İnan (Allah gani gani rahmet eylesin) sürekli engellenmeye çalışılan, ancak Devlet Bahçeli tarafından ısrarla komisyona havale edilen “İkiz Yasalar”

“Vatanın bölünmesine zemin hazırlayan,

Asker ve polise sivil yargılanma yolunu açan,

Ek madde ile vatana ihanet nedeniyle de olsa idam cezasını kaldırmayı hedefleyen” İkizler yasası.

Bu konunun Alper Aksoy tarafından “Unutmadık Devlet Ağa Unutmadık" başlığıyla yayınladığı makalesinde yeterince işlendiği, Ülkücüleri nasıl bir safhada gördüğü belirtilmektedir.

Ülkücülerin dağılmışlığın önlenmesi adına bu konuları yeterince araştırarak vicdanını sorgulamasıdır.

Özellikle “MHP içinde görev yapan Ülkücülerin” kendilerini vicdan muhasebesinden geçirmesi gerekir.

“Kendi gözlerindeki merceği görmeden, başkasının gözündeki merteği görmek" hakikaten abes oluyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu bugünkü mevcut şartlara bakarak elinizi vicdanınıza koyarak şu soruyu kendinize bir sorun :

Bölünmüşlük yaşanmasaydı MHP’nin iktidar olma gücü var mıydı yok muydu ?

Herkesin “Evet” diyeceği bu soruya o zaman şu soruyu sormaları gerekir.

“Biz neden bölünmek isteniyoruz ve bunu kimler yapıyor"

.

Kaleler dışarıdan top atmayla yıkılmıyor.

Kaleler dışarıdan yapılan hücumlarla alınmıyor.

Kaleler içeriden yıkılıp, içeriden fethediliyor.

.

Dede Korkut ne demişti :

“Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul,

Halkın içinde bozgunculuk yapan haindir oğul.."

Ülkücülere düşen görev bu haini bulmaktır.

.

Sorgulamaktan kaçanlar kendi varlığını inkar edenlerdir.

Bir savaş esnasında Hz. Peygamberin aldığı bir kararın yanlış olduğunu gören bir sahabe peygamber Efendimize gelerek ;

Ya Resulullah bu bir vahiy midir ? yoksa sizin savaş stratejiniz mi ?

Bu benim stratejimiz dediğinde de bu kararın yanlış olduğunu kendisine söyleyerek, yapılması gerekeni anlatmış ve Resulullah da kabul etmiştir.

Sık sık adaletinden dem vurduğumuz Hz. Ömer’i bir gün mescitte vaaz ederken bir Müslüman yerinden kalkarak ;

“Ya Ömer seni dinlemiyor ve sana itaat etmiyoruz"  ifadesini Halifenin yüzüne sarf edebiliyor.

Bu davanın sahibi Hz. Peygambere bile “O yaptıysa bir bildiği vardır” demeden yanlış olanı sorgulayan insanlarla cihan hakimiyeti sağlanıyor.

Bizim gaflete düşme gibi bir lüksümüzün asla olmaması gerekir.

Kimse kusura bakmasın. Kendi yanlışını sorgulayamayanlarla asla “Turan” hakimiyeti sağlanamaz.

Başkasının yanlışını yanlış bilip kendi yanlışını doğrudan saymak abesle iştigaldir.

Tunceli Belediye başkanı Tunceli için “Dersim" adını kullandığında kamu oyunu ayağa kaldıranların, gök kubbeyi bunların başına yıkanların,

İstanbul belediye başkan adayının da “Kürdistan ve kürtçe kurslar" ifadelerini kullandığı zaman da kamuoyunu ayağa kaldırması, gök kubbeyi başlarına yıkması gerekmez mi ?

Neden hiç sesi çıkmıyor.

Muhalefet kullanınca Beka meselesi olanlar,

Hanedan kullanınca da olması gerekmez mi ?

Eğer bu bir hançer ise muhalefet batırınca da kanatır,

İktidar batırınca da kanatır.

Önce yanlışlar ayıklanacak.

Sonra doğruya doğru yürüyüş başlayacak.

Tabi kendinizi hesaba çekme gücünüz var ise !..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.