Kabir, ölen bir insanın toprağa kazılan çukura yerleştirilip gömüldüğü yer anlamında kullanılan kelime olup halk arasında mezar denilse de ölüme duyulan saygıdan dolayı mekânın genel adı olarak mezar, bir kişinin gömülü olduğu toprak anlamında da kabir denilmesi uygun görülmüştür. Tekâsür suresi 1-2. Ayeti kerimelerde,

Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.

denilerek dikkat çekilen, Enam suresi 2. Ayeti kerimede,

O, sizi bir çamurdan yaratan, sonra size bir ecel, bir ömür süresi tayin edendir. Bir de O'nun nezdinde muayyen bir ecel vardır. Sonra, bir de kalkmış şüphe ediyorsunuz!

denilerek anlatıldığı gibi hepimizin bir gün ömrü tamam olunca ölecek ve kabre girecek olmamızdır. Evet, bir gün ölçeğimiz gerçeği dünyadaki değişmez ve değiştirilemez tek gerçek olduğu için hepimiz, Ankebut suresi 57. Ayeti kerimede,

Her canlı, her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekileceksiniz.

buyrularak dikkat çekildiği gibi ölümü tadacağız yani aczimizi, hiçliğimizi, yaratılmış olduğumuz gerçeğini yaşarken fark etmesek de zoraki olarak fark edeceğiz ve o kabre konulacağız! Tövbe suresi 84. Ayeti kerimede,

Ey peygamber! O münafıklardan, ölen kimsenin asla namazını kılma, mezarı başında da ne maksatla olursa olsun, durma sakın. Çünkü onlar, Allah'ı ve O'nun elçisini inkâr ettiler ve ilâhî buyrukları hiçe sayarak çiğneyip can verdiler.

denilerek anlatıldığı gibi cenaze namazı kılınmaya layık olmayan münafık da olsak, mümin de olsak kabre konulduğumuzda, artık dünyanın, malın, paranın, makamın, bedensel güzelliğin hiçbir önemi kalmayacak. İlim, irade, kudret, görme, işitme, konuşma ve tüm bunlarla işimizi yapabilmeklik hepsi işlevselliğini kaybetmiş olacaktır. Bakalım ölmüş bir bireye bize neler söylüyor? Evet, ölüler de konuşur duyana! Beden yerinde, kafa yerinde, el ayak yerinde ama dirilik yok, irade yok, ilim yok, kudret yok, göz var ama görme yok, kulak vara ama işitme yok, dil var ama konuşma yok, kalp var ama fikretmek yok! Ölü bize diyor ki, “Diriliğin ne işe yarıyor, aklın ne işe! İraden hangi yönde işlevsel, gözün var ama görmüyor, kulağın var ama işitmiyor, dilin var ama zikretmiyor, kalbin var ama fikretmiyorsa senin ne farkın var benim halimden?” diyor. Cenab-ı Allah, Araf suresi 179. Ayeti kerimede,

Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

buyurarak bu gerçeği idrakimize sunmaktadır. Bedenin olması ama diriliğin olmaması, gözün olması ama görmemesi, kulağın olup işitmemesi, kalbin olup fikretmemesi ölünün halidir çünkü Allah bizlere görmek, işitmemek ve fikretmemek halinin hayvanlar gibi hatta daha şaşkınlık olduğunu vurgularken insan için görmenin, işitmenin, fikretmenin diğer hayvanlar gibi dünya, mal, para yani suret ve eşya olmadığını vurgulamaktadır. Diğer hayvanlar gibi suret gören, eşya gören, ses işiten ve temel ihtiyaçlarını karşılamak için fikreden yani dünyalıklar ve kabre girince ardımızda kalacak olanlar için yaşamanın, onlara kulluk yapmanın, Allah için kul olsun diye yaratılan insan için hayvandan daha şaşkınlık hali yani yaşarken ölüm hali olduğunu anlamalıyız ve ölüm halinden dirilmeliyiz.

Kabri toprak içinde kazılı çukurla kayıtlamayalım! Kabir, gözün adaleti, hakkı, iyiliği, doğruluğu, fakiri, yetimi, ihtiyaç sahibini, açları, imanı görmediği yerdir! Kabir, kulağın adaleti, hakkı, iyiliği, doğruluğu, fakiri, yetimi, ihtiyaç sahibini, açları, imanı işitmediği yerdir! Kabir, kalbin adaleti, hakkı, iyiliği, doğruluğu, fakiri, yetimi, ihtiyaç sahibini, açları, imanı fikretmediği yerdir! Bu sebeple Kabir, bizlerin bedenidir! Bir insan kişisel çıkarları için, dünyevî menfaatler için, Allah’ın yasakladığı zulmanî olan öfke, gurur, kibir, haset, zalimlik, yalan, cimrilik, çalma, hak yeme, makamı haksız kazanç elde etmek için kullanmak gibi sıfatlar içindeyse, hakkı, adaleti, hukuku, yardımı, açları doyurmayı, fakiri sevindirmeyi görmüyorsa, işitmiyorsa, fikretmiyorsa bilsin ki, yaşarken kendi bedeni olan kabrinde ıstırap çekiyordur. Bir insan da tevhide davete icabet etmiş bir halde iman üzerine yaşamaya başlayıp zulmanî sıfatlardan arınmışsa, rahmani olan sevgi, saygı, cömertlik, yardım severlik, affedicilik, bağışlama, adalet, hukuk, görevi layıkıyla halka hizmet için yerine getirmek, açları doyurmak, fakirleri sevindirmek, egodan, benlikten kendisini kurtarmak gibi sıfatlar içinde iman üzerine bulunmaya başlamışsa, mümin kulluğa dirilmiş, kabrini cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirmiştir. Ona bakanlar onda rahmanın güzelliklerini görürler.

Kabir, gözün görmediği, kulağın işitmediği, kalbin fikretmediği hal olduğundan, görülmesi, işitilmesi, fikredilmesi gerekenin ne olduğunu iyi anlamlıyız. Aksi halde kendi kabrimizde eşya için bir yaşam sürüp ömrü heba etmiş oluruz. Bizler dünyaya ölü doğmadık! Bizler dünyaya diri doğduk yani iman üzerine rahmanın güzellikleri içinde Rahman’a kul olacak özelliklerde doğduk. Sonradan eşyaya öncelik ve önem vererek meyledip kendimizi öldürdük. Bizler bedenimizi kabirlere çevirdik. İşte bu sebeple Cenab-ı Allah, peygamberleri aracılığıyla kabirlerinde ölü yaşayan bizleri imana, Kendisine kulluğa yani dirilmeye davet etmekte ve yolunu göstermektedir.

Allah’a kulluğun şartı, Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğine kendimizde ve her yüzde şehadet etmek olduğundan, göz Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ediyorsa diridir! Kulak, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ediyorsa diridir! Kalp Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ediyorsa diridir. Şehadet yoksa henüz dirilmemiş, ölü olarak bulunuyordur istediği kadar eşyaya diri olsun! Bizler imana, tevhide dirilip şehadet ehli olma sonucu Allah’a kulluğumuzu hak etmeliyiz. Şehadeti olan diridir ve cennet bahçelerinden bir bahçede yaşıyor, henüz şehadeti olmayanlar ise yaşarken ölüdürler ve onlar kendi bedenleri olan kabirlerinde yaşıyorlardır.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.