Uzun, kıvırcık saçlı genç kız hayli şişmandı. Yanakları neredeyse yerlerinden fırlayacak gibi gözüküyorlardı. Hamburgercideki insanlar zaman zaman belli etmeden ona bakıyorlardı. Kız bunların pek çoğunu fark ediyor; lakin vücut dili, bu durumu zerre kadar önemsemediğini gösteriyordu. Yanındaki küt saçlı kız arkadaşı ile neşeli bir sohbetin içinde anın tadını çıkarıyorlardı. İki kasa önünde de epey uzun bir kuyruk vardı. Genç kızın yanındaki sırada üç genç vardı. İkisi kız biri de erkekti. Konuşmaları şımarık olduklarını açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Özellikle sarı saçlı genç kızın tavırları insanlara tepeden bakar nitelikteydi. Ayrıca bu genç kızın, diğer ikisinin üzerinde bir hükümranlığı var gibiydi. Zira bu ikisi, diğeri konuştukça adeta onun ağzının içine düşüyorlardı. Onlarda da insanlara bir tepeden bakış seziliyordu. Seziliyordu sezilmesine ancak sarışın genç kız daha farklıydı…

Öte yandan diğer sıradaki kıvırcık saçlı ve küt saçlı kızların yürekleri yaşama sevinciyle doluydu. İnsanları rahatsız etmeyecek şekilde neşeyle sohbet ediyorlardı. Yaşama pozitif baktıkları her hallerinden belli oluyordu. Vücut dillerinde bir ego yoktu. Öyle ki, onlardaki bu pozitif enerji sıradaki pek çok kişinin dikkatini çekmişti. Genci –yaşlısı pek çok insan onların arasındaki tadına doyulmaz sohbete kulak misafiri oluyordu. Hepsi dudaklarında oluşan gülümseme eşliğinde bu iki genç kızın mutluluklarını izliyorlardı. Öyle ki, 60 yaşlarındaki; torununu hamburger yemeye getirmiş olan güler yüzlü bir kadın daha fazla dayanamamış ve kızlara: “Yavrum, deminden beri sizi izliyorum. Ne kadar güzel çocuklarsınız siz böyle. Allah yaşamınız boyunca dudaklarınızdan gülücükleri eksik etmesin…” demişti. Bunun üzerine aynı zamanda çok saygılı oldukları yüzlerine adeta bir ayna gibi yansıyan genç kızlar, hala tatlı bir tebessümle kendilerine bakan yaşlı kadına döndüler. Küt saçlı olan, sevgi dolu bir ses tonuyla cevapladı: “Çok teşekkür ederiz teyzecim.”

Kıvırcık saçlı kız, yavaşça yere eğildi. Dizlerinin üzerine çöktü. Kadının on yaşlarındaki mavi gözlü torununun yanaklarını sevdi. Ona adını sordu. Ninesi kadar sıcakkanlı olan küçük çocuk, yayından boşalan bir ok gibi incecik sesiyle: “Koray” diye cevap verdi. Küt saçlı kız, çocuğun güneşte ışıl ışıl yanan altın sarısı saçlarını okşadı. Saçları biraz bozulmuştu. Elleriyle saçlarına yana doğru şekil verdi. Yaşlı kadın, bu harika çocukların gözlerinin içine içine baktı. Çocuklar fark edemese de, bu bakışlar adeta: “Ne mutlu sizi yetiştiren ana- babaya…” diyordu…

Kuyruk çok yavaş ilerliyordu. Sıcağın da etkisi ile müşteriler bunalmaya başladılar. O sırada diğer taraftaki üç genç, sohbet edecek konu bulamadıklarından olsa gerek sağa-sola bakıyorlardı. Kısa bir süre sonra, sarı saçlı genç kız, arkasındaki uzun boylu, elmacık kemikleri çıkık olan arkadaşını çabuk çabuk dürttü. Öte yandan yanında durmakta olan esmer genç kız başıyla yan sırada kuyrukta olan kıvırcık saçlı kızı gösterdi. Bakışlarında tarifi imkansız bir acımasızlık vardı. Arkadaşları, liderlerinin kızın kilolarını alaya aldığını anladılar. Üç gençten iğrenç kıkırdamalar işitildi. Bazı müşteriler durumun farkına vardılar. Densiz gençlere kızgın bakışlarla baktılar. Kilolu genç kız önce bu can sıkıcı olayı görmedi. Yanındaki arkadaşıyla birlikte güzeller güzeli sohbetlerine devam ediyorlardı. Çok geçmeden küt saçlı kız, yan sıradaki kendini bilmez gençlerin, arkadaşıyla alay ettiklerini anladı. Bir anda neşesi kaçtı. Gardı düşen ve sert bir kroşe alan bir boksör gibi yüzü düştü. Durumu arkadaşının fark etmesini istemiyordu. Arkadaşının sırtı onlara gelecek şekilde, pozisyonunu hafifçe değiştirdi. Kıvırcık saçlı kız da arkadaşıyla rahat sohbet edebilmek için o da pozisyonunu değiştirdi. Küt saçlı kızın içi biraz ferahladı. Şimdi arkadaşının sırtı, yan sıradaki soytarılara dönüktü. Az önce sohbet ettikleri beyaz saçlı yaşlı kadın da durumun ayırdındaydı. Canı sıkkındı. Boğazına bir şeyler düğümlendi. Ağlamaklı oldu. İnsanların acımasızlığına, duygusuzluğuna lanet okumak istedi Başını kıvırcık saçlı genç kızın göremeyeceği şekilde, hamburgercinin ana caddeye bakan camına doğru çevirdi. Yaşlı kadın sanki orada değildi. Uçsuz bucaksız bir okyanusta en koyu gri renkli bulutlarla dolu ufuklara bakar gibiydi. Acı çekiyordu. Yanında, şaşkın bakışlarla kendini izleyen torununu fark etmedi. Göz pınarlarından, insanoğlunun nasıl anlaşılmaz bir varlık olduğunu duyumsayarak birkaç damla yaş düştü. Canının acıdığını, ruhunun daraldığını, yüreğinin söke söke yerinden çıkarıldığını hissetti. Bütün gücünü toplayarak, buna neden olan gençlere doğru döndü. "Allah sizi nasıl bilirse öyle yapsın…” der gibi düşmanca baktı bir an.. Gençler bu nefret dolu bakışı gördüler ve anladılar tabii ki.. Önce biraz duraladılar. Sonra yüreği nefret dolu olan ve muhtemelen anne ve babasından sevgi ve saygı görmeyen; sadece insanlara tepeden bakmayı öğrenen sarı saçlı kız, yaşlı kadına umursamaz bakışlarla karşılık verdi. Kadın tüm gücünü toplamasına rağmen o an kendini çaresiz hissetti. Sarı saçlı kız bunu kaçırmadı. Kadının bu durumu, ruhunda sorunlar olduğu gün gibi aşikar olan kızı adeta kamçıladı. Kadının gözlerinin içine bakarak, yanındaki kıza doğru döndü ve özellikle kıvırcık saçlı genç kıza duyurmak istercesine aşağılık bir tavırla: “Bir oturuşta acaba kaç hamburger yer; 20 tane yer mi acaba?..” dedi. Arkasındaki delikanlı ve yanındaki kız bu sözün üzerine kahkahalarla güldüler. Yaşlı kadına o an, bu gençlerin yüzleri kapkaranlık göründü. Kıvırcık saçlı kızın iki arkasındaki orta yaşlı bir adam, bu kez onların gözlerinin içine baka baka seslendi: “utanmazlar !..”

Kıvırcık saçlı kız, üç gencin kendisiyle dalga geçtiklerini anlamıştı. Hiçbir panik belirtisi göstermedi. Bakışları çifte su katılmış çelik gibiydi. Göz bebeklerinde usta bir silahşörün özgüveninin görkemli ışıltısı vardı. Bakışları önce sarı saçlı kız ile çakıştı. O kadar güçlü bakıyordu ki, kendini yenilmez sanan genç kız bocaladı, bakışlarını kaçırdı. Kıvırcık saçlı kızın delici bakışları, bu kez önce, diğer genç kızı, ardından da arkadaki delikanlıyı bir destroyer gibi yok etti. İnsanlar kızın o an ne diyeceğini çok merak ediyorlardı. Herkes nefesini tuttu. Bir ölüm sessizliği içinde ne olacağını görmeyi bekliyorlardı. Pek çoğu kızın bu onur kırıcı durumda bağıracağını düşünüyordu. Bazıları da cevap veremeyeceğini ve ağlayacağını düşünüyordu…

Hiçbirinin düşündüğü olmadı. Genç kız, kendinden emin bir ses tonu ile sarı saçlı kıza adeta nokta atışı yaparak, oradakilerin hafızalarına kazınacak şöyle bir cevap verdi:

-Arkadaşım, az önceki sözünden beni kast ettiğin açık. Yalnız bilmediğin ve öğrenmen gereken bir gerçek var: Ben kilolarım dolayısıyla bugüne kadar senin gibi can canlar (!) tarafından çok alaylı tepkiler aldım. İnsanlık kilolarla değil, beyinle ölçülür. Şimdi az önce çok merak ettiğin soruna yanıt vereyim: 20 tane değil, elli tane bile hamburger yerim. Ne kadar çok yersem yiyeyim, beynimde zerre kadar azalma olmaz. Ama sen ve yanındaki ikisi, ne yerseniz yiyin, bir beyine sahip olamayacaksınız. Böyle yaşamaya devam edeceksiniz…”

Işıltılı genç kızın bu anlatılmaz güzellikteki cevabı karşısında sırada bulunan tüm müşteriler ve hatta dükkan çalışanları aynı anda gökyüzündeki bulutlardan daha görkemli alaylı bakışlarını zavallı konuma düşen üç gence yönelttiler. Hepsinin yüzünde kırmızı ve kırmızının mahveden tonları vardı. Başları öne eğikti. Yalnızca sarı saçlı olanın gözlerinden ateş fışkırıyordu. Hiç şüphe yoktu ki, o an dünyada hiçbir güç, onların başını yukarıya kaldırabilecek kadar kadar güçlü olamazdı. Az önce, başını dükkanın camına çevirerek, içli içli ağlayan kadın, nurlu genç kızın yanına yaklaştı. Herkesin duygu yüklü bakışları arasında, kendi torununu öper gibi, genç kızın alnından öptü. Daha sonra, soytarı gençlere döndü ve onlara hayatları boyunca unutamayacakları şu tümceleri söyleyiverdi:

-Hayat böyledir çocuklar; onun bir kuralı vardır. Kendini beğenmişlere, insanların kusurlarıyla alay etmeye çalışanlara karşı tahmin edemeyeceğiniz kadar acımasızdır. Ve tıpkı şu an sizin olduğunuz gibi, hak edenleri çaresiz bırakır…

Diğer iki genç, yaşananlar karşısında bir ders almışlardı. Bu onların çaresiz vücut dillerinden açıkça anlaşılıyordu. Lakin sarı saçlı genç kız, düştükleri durum karşısında kendine çok kızmış olmalıydı. Zira yüzünde en ufak bir pişmanlık belirtisi yoktu. Yenilmişti, hem de darmadağın olmuştu. Ancak, ailesinden ne gördüyse aynısını yapıyor ve bir ders almayı düşünmüyor, düşünemiyordu. Tarifi mümkün olmayan kızgın bir ses tonuyla arkadaşlarına döndü ve onlara bir komutan edasıyla: “Yürüyün, gidiyoruz… “ diye bağırdı. Koşar adımlarla önce o hareketlendi, sonra diğerleri…

Tam dışarı çıkarlarken, sarı saçlı genç kızın ayağı kaydı, yere düştü.. Ayağa kalktı. Kıvırcık saçlı kızın küt saçlı arkadaşı, arkalarından alaylı ifadelerle onlara şöyle seslendi:

-Yürüyün, anca gidersiniz…

Salondaki insanlardan kahkahalar yükseldi,

Üç genç arkalarına dönüp bakmaya bile cesaret edememişlerdi...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fulya 3 hafta önce

Yine muhteşem bir yazı.Kaleminize Yüreginize sagliķMelih Bey.Sizi cok severek takip ediyoruz.Iyi ki varsiniz

Avatar
Melih ULUDAĞ 3 hafta önce

Çok değerli devrem, çok değerli kardeşim, sizden bu güzel sözleri duymak beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ediyorum. Siz de iui ki varsınız.