Zulme, sürgüne veya katliama maruz kalarak mazlum milletler içerisinde anılan “Türkler” denilince öncelikle Ahıska, Kırım, Abhazya, Çeçenistan, Urumçi, Azerbaycan, Irak, Suriye, Bulgaristan, Bosna ve benzeri bölgelerdeki dindaşlarımız, soydaşlarımız aklımıza gelmekte..

Bizim yaşımızdakiler hatırlayacaklardır; özellikle Yunan mezalimine maruz kalmış “Batı Trakya Türkleri” de bu sıralamada yer alması gereken önemli mazlum toplumlardan birisidir. Önceleri Osmanlı’nın gölgesinde Rumeli Bölgesi / Vilayeti olarak çok huzurlu yıllar geçirilmiş ve Rumlarla asırlar boyu kardeşçe yaşanılmış olan bu bölgede; Osmanlı’nın son döneminden itibaren başlayan huzursuzluklar, peşinden Lozan Antlaşması ve sonuçlarında yapılan bölgesel mübadele gibi siyasi ve coğrafi değişimler sonucunda; kalan Türk vatandaşlarımız Yunanistan devleti himayesinde azınlık haklarını kullanmak suretiyle yönetilir olmuşlar.  
…..
Bursa bölgemizde çok sayıda Batı Trakya’dan göçle gelmiş aileler, sülaleler yaşamaktadır. 
Siyasette, sporda, hatta sanayi ve ticarette etkin ve yetkin yerlere ulaşmışlar; kök salmışlar, nam yapmışlardır.

“Nerelisin ?..” diye sorulduğunda hemen ve tereddütsüz; 
“aslen Selanik’liyiz, aslen Gümülcine’liyiz veya aslen iskeçe’liyiz..”
“Bursa’lıyım fakat dedelerimiz mübadelede Rodop’tan gelmişler” gibi tariflerle çok sık karşılaşmaktayız. Ve buna da öyle alışmışız ki, hiç de şaşırmayız. Şöyle bir etrafınızdaki dostlarınıza, komşularınıza bakarsanız sanırım aynı şeyleri düşüneceksiniz..

Bu insanlarımızın, dedelerinin toprakları bildikleri Yunanistan sınırları içerisindeki Türki bölgelerle halen sıkı ilişkileri vardır. Zira mübadelede anavatana gelemeyen; ata mallarını, mezarlarını, eserlerini ve topraklarını beklemek adına o bölgelerde kalan yüzbinlerce Türk insanımız var. Onlar tarihe artık “Batı Trakya Türkleri” olarak geçmişlerdir. Yunan Devleti’ne başkaldırmamakta; ancak dik duruşlarını da bozmamaktadırlar. Zira sorunlar bir türlü tam uygulanmayan Lozan Antlaşmasından beri bitmemiş, bilakis artarak yıllara yayılmıştır. Yunan Hükümetleri; dini ve etnik kimliği tanıma ve kendi vatandaşlık haklarını Müslüman ve Türk kökenli azınlıklara kullandırma konularında sıkıntılar yaşatmışlar; bu bağlamda adaletli davranmayı bir türlü becerememişlerdir. Ya da işlerine gelmemiştir.
Oysa bizim Ege ve Trakya bölgemizde özellikle İstanbul’da yaşayan ve statü olarak aynı durumdaki Rum kökenli azınlık vatandaşlarımız, bizlerden farksız şekilde yasal haklarını doya doya kullanmakta; hatta bazı özel konularda bizlerden bile ayrıcalıklı ve daha üstün birer hayat yaşamaktadırlar. Devletten ve toplumdan saygı ve sevgi görmektedirler.
…..
Tüm bu etnik kökene, dini serbesti, eğitim ve sosyal hayata dayalı sorunların yaşandığı süreçte bir karagözlü Türk aydını çıkar ortaya;
Adı; Sadık Ahmet..
1947 Yılında Gümülcine’de doğmuştur Sadık Ahmet.. 
1974 Yılında Selanik Üniversitesi tıp fakültesinden mezun olduktan sonra bir yıl zorunlu doktorluk yapmış ve 1984 yılında da “Cerrah” ünvanını almıştır.

Etrafındaki Müslüman Türk insanların ve bizzat kendi yaşadığı zorluklar ve engeller nedeniyle, doktorluk mesleğinin ötesinde bir sosyal sorumlulukla yetişmiş; bölgedeki soydaşlarının aydınları arasında etkin bir isim olmuştur. Öğrencilik yıllarından itibaren sürekli Batı Trakya Türkleri’nin toplumsal sorunlarıyla içli dışlı yaşamış, zamanla bölgesel idol haline gelen bir mücadeleye başlamıştır. Özellikle Türk ve Müslüman azınlığın eğitim sorunları, kendilerine göre bir eğitim kurumu kurup denetlemesi, dini önder ve temsilcilerini kendilerinin belirlemesi gibi sosyo-politik konulara kafa yormuş, faaliyetler göstermiştir. 

İsmini ilk olarak 1985 yılında duyuran Dr Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin sorunlarını uluslararası kamuoyu ve kuruluşlarına taşımayı amaçlayan bir imza kampanyası başlattı.. Ve yoğun ilgi gördü. Bunun üzerine Yunan Hükümeti 08.08.1986 yılında Onu tutukladı; bir kısım rum vatandaşların dahi haklı görüp imzasıyla iştirak ettiği bu kampanyaya engel oldu.. Ancak Sadık, kısa süre içerisinde 15.000 imza toplamıştır.   
25 Eylül 1987’de Selanik'teki İnsan Hakları Üyeleri’ne Batı Trakya Türklerinin sorunlarını açıklayan bildiriler dağıttı ve bu yüzden de 30 ay hapisle cezalandırıldı. Fakat O korkmuyor ve yılmıyordu. 
1989 seçimlerinde Batı Trakya Türkleri arasından seçilen ilk “bağımsız” milletvekili olarak Yunan Parlamentosuna girdi.. Artık doktorluk mesleği falan umurunda değildi.. Ancak kısa bir süre sonra devlet tarafından bu milletvekilliği iptal edildi..

Düşünebiliyor musunuz; 26 Ocak 1990 tarihinde yaptığı bir konuşmasında azınlık soydaşları için “Türk” sıfatını kullandı diye tekrar tutuklandı.. Selanik Dudullu Cezaevinde 2 ay yattı.. Sonra mevcut yasalardan yararlanıp, kalan cezasını paraya çevirterek hapisten çıktı.. 

Yine korkmuyor, yine yılmıyor ve sürekli çalışıyordu.. Neticesinde 8 Nisan 1990'da ikinci kez bağımsız milletvekili seçildi.. 
Bu defa daha büyük bir adım attı..; Batı Trakya Türklerini temsil eden ilk siyasi parti olan “Dostluk, Eşitlik, Barış Partisi” ni kurdu.. Bunun üzerine Yunan Hükümeti meclise girmek için % 3 baraj zorunluluğu getirdi. Zira Yunanistan’da azınlık soydaşlarımızın genel nüfusa göre oranı % 2’yi geçmiyordu..  
Böylece Sadık Ahmet’in önü Yunan Meclisine kapatılmış oldu. İlgili devlet yetkilileri Onu satın alamıyor, dava ve mücadelesinden de caydıramıyordu. Çok uğraştılar ancak boşunaydı..


Bizzat dinledim bir arkadaşımdan, O bir konuşmasında merhum Akif’in aynen şu dizelerindedir;
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem..”  


Yurtiçi ve yurtdışı yakaladığı her fırsat ve ortamda Batı Trakya Türklerinin sorunlarını ve haklarını anlatmaya devam ediyordu. Yaptığı bizdeki PKK lı hainler gibi devletine karşı bir “başkaldırı” değildi.. Çünkü istediği tek şey Batı Trakya Türklerinin siyasi ve sosyal haklarının tanınmasıydı.. Bu yönlerden defalarca Türkiye’ye gelmiş; devlet yetkilileri ile görüşüp, yardım ve destek istemişti.. Tek amacı da bölgesinin sorunlarını uluslararası insan hakları kuruluşlarının gündemine sokmak idi.    
…..
Tarih 24 Temmuz 1995..
 O gün Lozan Antlaşmasının 72. Yıldönümü..

Sadık Ahmet, son derecede şüpheli ve halen izaha muhtaç bir trafik kazasında hayatını kaybetti.. 
“Şaibeli bir trafik kazası” diyordu onu anlatan kalemler.. 
Her ne kadar eşi Işık Sadık Ahmet hanımın açtığı dava sürecinde ilgililer tarafından üstü örtbas edilmeye çalışılsa da yaşanılan bu kaza “Şaibeli bir trafik kazası”  olarak kaldı..

Bu menfur kazanın üzerindeki sis perdesi halen kaldırılamamıştır. Ve Yunan derin devleti amacına ulaşmış; toprakları üzerinde yaşayan, vergisini Rumlardan önce veren, askerliğini itirazsız ve sadakatle yapan, bulunduğu her işte devletine katma değer yaratan bu azınlık vatandaş grubuna “trafik kazası” bahanesiyle ciddi bir darbe vurmuştur.
 
Zannettiler ki; Sadık Ahmet’lerin soyu tükendi,
Zannettiler ki; Türk’ün başı öne eğildi..

Eh..! Öyle zannetsinler bakalım.

Dr Sadık Ahmet bir din, vatan ve hürriyet sevdalısıdır.
Türk Milleti “Sadık Ahmet” ismini tarihine yazmış ve Onu hep Çanakkale, Milli Mücadele ve Kıbrıs Şehitleriyle aynı şekilde olmak üzere hep duayla ve şükranla anacaktır.

Ruhu şad, mekanı Cennet olsun..
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.