Sayın Akif Manaf Üstadımızın “Acı Psikolojisi” adlı eseriyle başbaşayız bu defa. Anılan eserden bazı değerli bilgileri siz okuyucularıma da yansıtmak istedim. Umarım çoğu kişi kendisiyle özdeş esprileri bulabilecektir.. Konumuz "Acı ile Yüzleşmek"

Acı, dış ve iç etki yüzünden bedende ya da zihinde oluşan keskin ağrı veya derin üzüntüdür. Acı, fiziksel, duygusal veya ruhsal olabilir.

Fiziksel acı yararlıdır, bedende o bölgede bir rahatsızlık olduğunu işaret eder.

Duygusal düzeyde acı ise belirli arızaların göstergesidir. Örneğin meşhur aşk acısı kişinin bencilce sevdiğinin göstergesidir. Çünkü aşk özünde zevk veren bir olgudur. Fakat kişi aşka bencillik katınca aşk da acılarla zehirlenmeye başlar.

Ruhsal veya psikolojik acılar da bedensel acılara neden olur çünkü genel sağlığı etkiler. Psikolojik bozulmalar yavaş yavaş, kişi farkında olmadan insan bünyesine yerleşir ve bir süre sonra moral bozukluğuna, yalnızlığa, başarısızlığa ve derin depresyona neden olur.

Fiziksel acının nedeninin tespit edilip giderilmesi, ruhsal acılara kıyasla daha kolaydır. Çoğu zaman psikolojik acıların nedeni ortadan kaldırılamaz ve kişi acıları sonuçları yönünden tedavi etmeye çalışır. Bu tür çabalar sonuç vermez. Yalnızca Dünya Değişim Akademisinde uygulanan içsel simya sanatı ile psikolojik acılar kökten giderilebilir.

Psikolojik acıların giderilmesi için birey hayatını tamamen değiştirmeli ve tekâmül etmeye başlamalıdır. Dünyevi tedaviler ruhsal acı çeken insanlara sosyalleşmeyi ve eğlenceli şeyler yapmayı tavsiye eder. Fakat bunlar boşuna zaman kaybıdır.

Bir de başka önerilen bir yöntem yazarak, çizerek, beste yaparak, şarkı söyleyerek acıyı ifade etmektir. Bu yöntemde birey yaratıcılığı harekete geçirerek kendini yeniler ve acıyı dindirir, acı unutulur ama amaç unutmak değildir.

Peki, Acı Neden Var?

Bunu bilen acılardan özgürleşir! Çünkü acının nedenini bilmek ve anlamak ondan özgürleşmeyi sağlar. Birey acının nedenini anlayınca acı çekmek yerine acıyı bilinçli yaşamaya başlar.

Acının nedenini bilerek yaşayan insan acılardan çabucak ve çok daha kolay özgürleşir. Bu yüzden acı ile yüzleşmek gerekir.

Acının gerçekleşmesine izin verince acı kendiliğinden gider. Yani acı çekildiği anda bir ağlama, korku, titreme, kasılma vs. gelince sadece tarafsız gözlemci olmak, hiçbir şey yapmamak durumunda aslında acı dışarı çıkar ve kişi sadece gözlemleyerek ondan kurtulma fırsatını yakalar.

Birey acının tarafsız tanığı olmalı ve olacakları müdahale etmeden gözlemlemelidir. Acının ötesine geçmek yani acıyı aşmak için acı ile önyargılarda bulunmadan yüzleşmek gerekir. Acı ile olan yüzleşme son derece gerçekçi olmalıdır.

Bunun için birey acı ile yüzleşmesini, yapay değil gerçek benliği ile yapmalıdır. O zaman yüzleşme gerçek ve son derece yoğun olur. Birey acıya gerçekte olduğu gibi bakmalıdır, yani zihinsel spekülasyonlarda bulunarak yorum yapmamalıdır.

Tek yapması gereken şey acıya korkmadan, gerçeğin gözleriyle, açık kalbiyle, yargısız zihniyle bakmasıdır. O zaman kişi acının içinden geçer ve içinde gizli olan acıyla yüzleşir. O an acı geçer ve gider, sonrasında birey farklılaşır, değişir.

Peki, geçmişte yaşanmış acılar için ne yapabiliriz? Herkes geçmişteki acı dolu anıları unutmak ister. Yaşanmış olanları geri alamayız, fakat Değişim sanatı sayesinde acılar beyinden silinebilir. O zaman birey acıyı içinden söküp atabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Semahat Çakır 3 ay önce

Çok güzel bir yazı. Tebrik ederim. Kitap çok ilgimi çekti mutlaka edineceğim..