12 Eylül hafızalarda hep kara olarak anılacak.

Hangi makamda olursa olsun,

Hangi sıfata haiz olursa olsun,

“Bitaraf olduğumuzu göstermek için, 'Sağ-sol' demesinler diye taraf olmadığımızı göstermek için bir sağdan bir soldan, bir sağdan bir soldan, bir sağdan bir soldan astık..”

diyebilen bir zihniyetin ne vicdanı, ne imanı, ne de insanlığı vardır.

Türkiye’nin üzerine bir kara kabus gibi çöken bu zihniyet, "MGK üyelerinin yargılanamayacağı" na dair 12 Eylül 1980 askeri darbe Anayasa'nın geçici 15. maddesiyle kendilerini bu dünyada garanti altına almış olsalar da ahiretleri meçhuldür. Adalet terazisini çalıştırmadan işlem yapan bu insanlar dilerim Hakkın terazisinde “Kahhar” sıfatı ile muamele görürler.

Türkiye’de bir darbe yapılmadı.

Türkiye’nin ve Türk milletinin önü kesildi.

Bu darbe ile ilk önce Süleyman Demirel'in Başbakan olduğu hükümet görevden alındı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi.

Anayasa uygulamadan kaldırıldı.

Siyasi partiler kapatıldı, Aralarında Başbuğ Türkeş de olmak üzere parti liderleri gözetim altında tutuldu, yargılandı.

Türk siyasetinin yeniden tasarlandığı ve yaklaşık dokuz yıl süren askeri düzende ;

14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

517 kişiye idam cezası verildi.

171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

9 Ekim 1980 tarihinde de ilk idamlar gerçekleşti.

Biz kendi penceremizden baktığımız zaman;

Başta hareketin lideri Başbuğ Türkeş olmak üzere On bir bin ülkücü tutuklandı.

Bu Ülkücülere akıl almaz işkenceler yapıldı,

Üç bin Ülkücü ağız hapis cezasıyla cezalandırıldı.

9 Ülkücü idam edildi.

Bir çoğu şehit olmuş,

Bir çoğu mahkum olmuş,

Büyük bir kısmı kaçak durumuna düşmüş,

Çoğunluğu sakıncalı sayıldığı için,

Türk milleti ülkücülerden mahrum bırakılarak geleceğine ipotek konmuştu adeta.

İşin en kötü tarafı da Ülkücü hareketi “Düzenin Partisi” yapacak bir kadroyla yönetilir durumda bırakmış olmalarıdır.

Başbuğ'un varlığında “Bu Mit elemanıdır" ya da "Bu zararlı kişidir” denilenler, kontrol altında tutulanlar, maalesef bu gün partinin idaresini ellerine alır duruma gelmişlerdir.

Bu kadrolar da ;

Ülkücüleri bıçakla ortadan ayırır gibi, ya tasfiye etmişler, ya cezalandırmışlar, ya da teşkilatların dışına atmışlardır.

Dün ile bu günü karşılaştırıp da mukayese etmeden,

Olayları gerçek bir şekilde muhakeme etmeden,

Maalesef bu sinsi oyunu da çözmek mümkün olmayacaktır.

Ülkücüler,

Ülkücü geçinenler,

Ülkücülükten geçinenler

Gibi bir sınıflamanın eşiğine kadar getirmişlerdir.

Her ne kadar bu darbeyi yapanlar yargılama salonuna alınsalar da,

“Bu mahkeme bizi yargılayamaz. Bizi tarih yargılar”

İfadelerini sarf etseler de bir yönde haklıydılar.

Onları tarih yargılayacak ve kıyamet kopana kadar da hep “Lanetle” anılacaklardır.

Kara olan “Eylüller” değil;

Eylülleri karalayan kahpelerdir..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
H. Taşdemir 5 gün önce

Aynen katılıyorum.

Avatar
Mehmet Ergen 5 gün önce

Hiç bir deterjanın ömür boyu çıkaramayacağı bir leke bu. Vicdanlara kazılmış bir leke.

Avatar
Mehmet Ergen 5 gün önce

İnsan merak ediyor. Ülkücüler başlarına çorap ören bu kişiyi acaba ne zaman anlayacaklar. Gözleri görmez, akılları basmaz mı olmuş. Doğrusu çok merak ediyorum.